Puan vermedi·575 syf.··Beğendi
· Goethe’nin Faust’u, insanın içindeki o bitmeyen boşluğu, iyilikle kötülük arasındaki salınımı ve “daha fazlası” arzusunun karanlık yüzünü en çıplak haliyle gösteren bir metin. Okurken bazen kendi içimde dolaşır gibi hissettim; sanki Mephistofeles her sayfada insanın zaaflarını yüzümüze tutan bir aynaya dönüşüyor.
Faust, bilgiyi tüketmiş ama hikmeti bulamamış bir insanın hikâyesi… Bildikçe derinleşmeyen, derinleştikçe huzur bulamayan o hâl. Tanrıyla şeytanın arasında değil, insanın kendi içinde geçen bir mücadele aslında. Goethe, bunu öyle ustalıkla kuruyor ki, metin sadece bir tragedya olmaktan çıkıp insan olmanın ağırlığına dair felsefi bir yürüyüşe dönüşüyor.
Mephistofeles özellikle etkileyici: Alaycı, keskin, bazen acımasızca dürüst. Onu okudukça “kötülük” değil de “insanın gölgesi” gibi geliyor. Faust’un arayışı da bir tür kaçış; dünyayı değil, kendi iç karanlığını aşmaya çalışıyor. Ne zaman bir cevap bulduğunu sansa, başka bir boşluğa düşüyor. Bu da kitabın en tanıdık yeriydi: Tatminin insana asla tam nasip olmaması.
Kitabı kapattığımda aklımda şu kaldı: İnsan, ışığa kavuşmak için önce kendi karanlığından geçmek zorunda.
Faust, hem bir hesaplaşma hem bir çağrı: Kendimizi kandırmadan kendimize bakabilmek için.