Cambrige Üniversitesinde analitik büyü alanında öğrenim gören genç doktora öğrencisi Alice Law’ın hayattaki en büyük amacı büyü alanında en iyi ve en başarılı olmak, her listenin en başında olmaktı. Ancak daha doktorasını tamamlayamadan bir nevi kendisinin yol açtığı bir laboratuvar kazası sonucunda pek saygın olan danışman hocası Profesör Grimes ölmüştü. Herhangi bir danışmana veya herhangi bir üniversitenin diplomasına razı gelemeyecek kadar hırslı olan Alice Law, tabii ki danışmanının doktora tezini tamamlamadan ölmesine izin vermemesi gerektiğini düşünüp danışman hocasının ruhunu kurtarmak için cehenneme gitmeye karar verir. Bu yolda ona beklenmedik ve istenmeyen bir yoldaş eşlik edecektir: Profesör Grimes’in diğer doktora öğrencisi olan dahi rakibi Peter.
Bu yolculukta cehennemin her katından Alice ile birlikte geçerken aslında onun kişisel cehennemine da tanık oluruz. Karakterlerimizin akademi dünyasının içinde deneyimledikleri yalnızlık, kaygı, utanç, ayrımcılık, kıskançlık, yalanlar, zorbalık ve hırs gibi bir çok olgu yolculukları esnasında gün yüzüne çıkar. Zaten içinde bulundukları cehennem ve içindekiler Cambrige kampüsünün bir çeşit kopyasıdır.
Kelime anlamıyla da “yeraltına, aşağıya iniş” anlamına Katabasis bize mitolojide Orfeus’un cehenneme sevgilisi kurtarması gibi bir romantizm veya Dante’nin cehennemin katlarında dolaşması gibi entelektüel bir yolculuk sunmuyor. Kuang bize iyisi ve kötüsüyle ve vahşetiyle bir akademisyenin cehennem yolculuğuna götürüyor. Karaketler yolculukta karşılarına çıkan ruhlardan, tanrılardan bazen bir şeyler öğreniyorlar ama bazen de hiçbir şey öğrenmiyorlar bazen hiç beklemedikleri anda iyilik görüyorlar ya da ihanete uğruyorlar. Alice ve Peter da ne iyiler ne de kötüler. Kuang’ın ın cehennem tasvirinde cehennem de içindekiler de yolcularımız da oldukça gri. Ama bu “gri hikaye” hiçbir noktada sıkıcı veya tekdüze hissettirmiyor.