Katabasis’i alırken beklentim yüksekti. Çok övülen bir yazar, çok konuşulan bir kitap, iddialı bir arka kapak… Daha ne olsun? Ama kitap bittiğinde geriye kalan şey maalesef çok iyi bir fikir nasıl bu kadar dağınık işlenir? sorusu oldu.
Önce hakkını teslim edeyim: Dil hafif, cümleler akıcı, çeviri gerçekten çok iyi. Bu önemli, çünkü kitap; felsefe, mantık, matematik, mitoloji, psikoloji, sosyoloji… Ne ararsan var. Hatta biraz daha zorlansa yemek tarifi de çıkacak gibi. Dil ağır olsaydı muhtemelen yarıda bırakılırdı; bu haliyle en azından okunuyor.
Sorun şu: Kitap her şeyin giriş dersini vermeye çalışıyor. Hiçbir alan derinleşmiyor ama hepsi orada. Sonuç? Karman çorman bir entelektüel çorba. Sürekli araya bak ben bunu da biliyorum diye bir bilgi atılıyor ve hikâye arkada el sallıyor.
Cehennem kurgusu ise ayrı bir mesele. Dante’ye selam çakılıyor ama selam havada kalıyor. Yukarıdan kitaplar düşüyor, fareler kazı yaparken cehenneme ulaşıyor. Buradan cehennem dünyanın çekirdeğinde mi diye anlamamız bekleniyor sanırım ama netlik yok. Benim zihnimde cehennem, dümdüz bir ova ve kenarında bir nehir olarak kaldı. Bu kadar.
Anlatımda diyaloglar tam akarken, hop, Alice’in zihnine dalıyoruz. Konuşma yarım kalıyor, monolog başlıyor. Geçmişe dönüşleri seven biri olarak söylüyorum, bu yöntem beni hikâyeden ciddi şekilde kopardı. Niye şimdi? diye diye okudum.
Karakter motivasyonları da pek ikna edici değil. Kitabın beşinci sayfasında cehenneme gidiyoruz ama neden? Profesörlerini kurtarmak istiyorlar ama profesör tam bir felaket. Bunu niye kurtarıyoruz? sorusu kitap boyunca cevapsız kalıyor. Son sayfalara kadar. O sebepte ne bileyim saçmalık. Ömrünün 30 yılını vermeye değer mi yani değmez. (Cehenneme girmenin karşılığı ömrünün 30 yılını vermek filan falan)
Kitap için akademik