R.F. Kuang’ın Katabasis kitabını okurken, ilk başta bunun akademi dünyasında geçen bir hikâye olduğunu sanıyoruz.
Ama sayfalar ilerledikçe fark ediyoruz ki bu sadece bir üniversite hikâyesi değil; aslında bugün yaşayan herkesin ruh hâline dokunan bir roman.
Çünkü artık cehennem, eskisi gibi yerin altında değil — bizi sürekli daha çok çalışmaya, daha iyi olmaya, daha fazla üretmeye zorlayan bu çağın içinde.
CEHENNEME İNİŞ:“Katabasis” kelimesi, “aşağıya iniş” demek.
Dante’nin Cehennem’inde bu iniş, ruhun kendi günahlarını görüp arınması içindir.
Kuang’ın kitabında ise bu iniş, modern insanın tükenmişliğine doğru kayışı anlatıyor.
Romanın iki karakteri, Alice ve Peter, ölmüş profesörlerini kurtarmak için yeraltına inmeye karar veriyorlar.
Ama bu yeraltı aslında hepimizin bildiği bir yer:
Kütüphaneler, laboratuvarlar, tezler, sabahlara kadar süren çalışmalar, hiç bitmeyen yorgunluklar…
Yani artık yeraltı, bizim yaşam biçimimiz olmuş.
Alice, çok zeki, hırslı, ama aynı zamanda kırılgan bir karakter.
Başarılı olmak, takdir edilmek onun için yaşamın anlamı hâline gelmiş.
Belki de bu yüzden, yaşamakla çalışmak arasındaki farkı unutmuş.
O kadar yukarıya çıkmak istiyor ki, sonunda kendi içindeki ışığı söndürüyor.
Alice, aslında hepimizin içinde yaşayan o “başarmak zorundayım” duygusunun bir yansıması.
Peter ise Alice’in tam tersine, daha duygusal ve sorgulayıcı biri.
Ama o da sistemin içinde sıkışmış.
Bir yandan anlam arıyor, bir yandan kayboluyor.
Onda da bugünün gençliğini görüyoruz:
Her şeyin farkında ama hiçbir şeyi değiştiremeyen, sessizce tükenen bir insan hâli.
Kitabın sonunda fark ediliyor ki, Profesör Grimes aslında bir insanı değil, bir fikri temsil ediyor.
O, sistemin simgesi: otorite, onay, başarı, “aferin” demenin gücü.
Alice ve Peter onu kurtarmaya çalışırken, fark