1000Kitap Logosu
Resim

Kitap Yorumu

1 Takipçi
TAKİP ET
400 syf.
·
10/10 puan
Sessiz Kalma!
Herkese merhaba !! Bugün sizlere uzun zaman önce -3 yıl- benim için çok değerli bir arkadaşımın bana hediye etmiş olduğu bir kitabın yorumu için geldim. Ben kitabı bitireli yaklaşık 3 veya 2,5 yıl oluyor. Buna rağmen kitap genel hatlarıyla ve bazı olaylarıyla hâlâ zihnimin derinliklerinde ara sıra yüzeye çıkıp kendini hatırlatarak gezmekte. Kitap genellikle 'Starr' isimli siyahi genç kızımız etrafından ilerliyor. Peki ya neler oluyor ? Biraz onlar hakkında konuşalım. Starr bir gece yarısı en yakın çocukluk arkadaşının arabasındayken bir anda polisler gelmişti. Ve Khalil o gece büyük bir haksızlık sonucu hayata veda etmişti. O geceye dair tek kanıt Starr'ın gözleriydi. Çünkü Starr tüm olanları arabanın içerisinden görmüştü. Peki Starr sesinin sahip olduğu en büyük güç olduğunun farkına varıp o gece işlenen cinayeti sesiyle bastırabilecek miydi ? Irkçılığın karanlık yanını isminin altında yatan anlam ile söndürebilecek miydi ? Yoksa sesi boğazında düğümlenip bu adaletsizliğin yıllar boyunca devam etmesini engelleyemeden sessizliğe mi gömülecektir ?
Sessiz Kalma!
7.4/10 · 579 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
944 syf.
·
8 günde
·
9/10 puan
ANNA KARENİNA-kitap yorumu
Anna Karenina.. başlamaktan hep gözümün korktuğu bir kitaptı. Rus edebiyatına olan önyargılarım ve kitabın inanılmaz kalın olmasından dolayı hep erteliyordum ama artık zamanı geldi diye düşünüp başladım ve önyargılarımı ne kadar yersiz olduğunu gördüm.. Konusundan bahsedecek olursam; Anna zengin, sosyetenin içinde olan şaşalı bir hayata, iyi bir kocaya ve bir çocuğa sahiptir. Her ne kadar dışardan mükemmel bir hayat olarak da görünse de aslında Anna kocasıyla arasındaki ilişki den ve hayatının sıradanlığından, hep aynı olmasından mutsuzdur. İstediği şey alık olmak, sevgiyi bulmaktır. Bir gün karşılaştı bir subayda bu aradığı sevgiyi kalbinin derinlerinde bulur ve kendini çıkmazların içinde bulacağı, hayatının alt üst olacağı, çevresinin gerçek yüzünü göreceği bir ilişki içerisinde bulur. Kitap boyunca sadece Anna’yı ve hayatını değil birçok karakterin yaşamını okuyoruz. Tolstoy o dönemin Rusya’sındaki her farklı yaşantıya ışık tutuyor. Tolstoy’dan okuduğum ilk eserdi ve dilini çok beğendim. 938 sayfa su gibi akıp gidiyor denilebilir. Bazı yerlerde felsefe kısmına çok fazla girmesi dışında rahatsız olmadım. Kitabın konusundan bağımsız olarak din ve yaşamı sorgulama felsefelerinden uzun uzun (özellikle sonlara doğru Levin karakteriyle birlikte) bahsedilmesi dışında beni yoran bir şey yoktu. (Bir de bazı yerlerde avcılık çok uzun betimlenmişti oralarda bir tık anlamadığım için bunaldım ama hemen bitti). Tolstoy, aslında Anna karakteriyle kendini yazmış diyorlar. Bir bakıma doğru olabileceğini düşünüyorum, yazarımızın hayat hikayesini okuduktan sonra. Konusu her ne kadar sıradan yasak aşk gibi gözükse de kesinlikle öyle değildi. Evet sıradan bir konu ama yazar çok güzel ele almıştı. Anna’nın düşünceleri çok güzel betimlenmişti. O kadar iyi karakter analizleri vardı ki anlatamam. Anna’nın hayatının değişmesiyle birlikte çevresindeki insanların tepkileri çok güzel anlatılmıştı. Çok gerçekçiydi. Anna’nın kendi ruhsal durumu, ruh değişimleri, iniş çıkışları, adım adım gül gibi soluşu, çöküşü da inanılmaz iyi aktarılmıştı. Sanki gerçekten böyle bir karakter var gibi hissettim. Anna’nın değişimi beni çok üzdü ve o çöküşü aşama aşama hissetmek çok etkileyiciydi. Eserin en önemli kısmının bu olduğunu düşünüyorum. Gerçekten etkilendiğim bir kitap oldu. Her telden karakter tiplemesi vardı ve hepsi üzerine yazarımız uzun uzun durmuştu bu yüzden hepsini uzun uzun tanıma fırsatınız oluyor. Hepsi çok farklı ve gerçekti. En çok Kiti ve Levin karakterini sevdim sanırım.Vronski karakterini hiç çözemedim. Onun üzerinde biraz daha durulmalıydı diye düşünüyorum. Levin karakteri bambaşka bir olaydı. Anna dışında kitabı alıp götüren bir karakterdi bence. Üzerinde çok durulmuştu ve düşünceleri çok etkileyiciydi (bazılarını anlamasam da). Vronski ve Anna aşkı bana geçmedi. Aleksey’in bu ihanete tepkisi kitabın en iyi psikolojik analizlerinden biriydi. Çok iyi aktarılmıştı. O dönemki Rusya’yı anlamamız açısından da çok iyi bir eser olduğunu düşünüyorum. Rus sosyetesinin gerçek yüzü bir bakıma bu kitapla aydınlatılıyor (abartıldığı kadar olmasa da çünkü daha çok bu konu üzerinde durulabilirdi). O dönemki Türk-slav savaşından da söz ediliyor. Bu beni çok etkiledi. Tolstoy savaşın kötü bir şey olduğunu vurguluyor sonlara doğru. Genel olarak akıp giden ve beğendiğim bir kitap oldu. Sanki ingiliz edebiyatı okuyormuş havası yaşattı bana bu da çok hoşuma gitti. Uzun uzun ayrı ayrı her karakter için inceleme yapılacak bir kitap aslında bu yönden çok çok iyiydi. Av, savaş, oy kullanma ve feslefe kısımlarında minnacık bir sıkılma yaşamama rağmen çok beğendiğimi söyleyebilirim. Bu kısımlar hemen bitiyor merak etmeyin. Yazar bu kısımları Rusya’yı anlamamız için aktarmış. Benden kaynaklı oralarda sıkılır gibi oldum yoksa çok güzeldi o kısımlar da. Özellikle Levin’in savunduğu düşünceler çok ilgimi çekti. Köylülerle, çalışmayla, modernleşmeyle ilgili düşünceleri, bu kısımda Rusya’nın bütün temel düşünce yapısını anlayıp bize aktarması çok iyiydi.. Kesinlikle ölmeden önde okunması gereken bir kitap. Gözünüz korkmasın çünkü cidden okutturuyor kendini. Boş bir zamanınızda okumalısınız. Üzerine uzun uzun düşünüyorsunuz, her karakteri, her olayı...
Anna Karenina
8.8/10 · 26bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
367 syf.
·
9/10 puan
Yüreğe Söz Geçmiyor
Şimdi ise diğerlerinden daha farklı bir konuya ve temaya sahip olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Yüreğe Söz Geçmiyor. Kitap 367 sayfadan oluşan bir eski dönem aşk hikayesi. Yine paylaştığım diğer kitaplar gibi bu kitapta bir çırpıda bitiverdi. Kitap hoşuma gitti. Hatta bazı yerlerde 'nasıl ya ? ', ' e o da olmaz ki yapmayın öyle. ' gibi tepkiler de verdim. Bana göre eğer okurken karakterler ile konuşuyorsanız , olaya dahil oluyorsanız o kitap gayet iyidir ve sizi başarılı bir şekilde kurgunun içine çekebilmiş demektir. Ben açıkçası o kitaptan biriydim Bridgerton ailesinin bir ferdinden gibi hissediyor , o şekilde konuşup olaylara o şekilde yaklaşıyordum. Annesinin 'evlenme' baskısı yapmış olduğu ve evlenme çağının gelmiş olduğu taliplerinin olduğu bir kız. Öte yandan ise yollarının kesişmesinin bile düşük bir ihtimal olduğu evlenmemeye and içmiş bir adam. Tüm engellere rağmen yolları kesişip tutkulu bir aşk yaşayabilecekler miydi ? Yoksa Daphne'nin hayalleri tutsak kalıp aile zoruyla istemediği birisi tarafından mı evlendirilicekti ?
Yüreğe Söz Geçmiyor
7.6/10 · 1.280 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
280 syf.
·
7/10 puan
Fable
Korsan Kralın Kızından sonra bir diğer yeni basılmış olan korsan temalı kitap Fable'a başlamak istedim. Fakat Korsan Kralın Kızı'nın benim için korsan temalı kitapların çıtasını yükseğe taşıdığından mı yoksa gerçekten benim için fazla aksiyonsuz geçtiğinden mi bilinmez Fable'a ısınamadım. Kitap kötü değildi yine bu da sürükleyici fakat açıkçası okurken Korsan Kralın Kızı'ndan aldığım kadar zevkli ve meraklı bir şekilde okumadım. Fable babası tarafından hırsızlar ile dolu bir adaya bırakılmış bir kız çocuğudur. Babası tarafından burada hayatta kalması gerektiği ve eğer hayatta kalmayı başarırsa kendisini bulup onun olanı almaya gelmesi gerektiğini söylemiştir. Peki ya Fable'a ait olan şey neydi ? Fable bu adada hayatta kalmayı başarabildi mi ? Babası sözünde durdu mu ? Yoksa Fable'ı başından savmak için bir adada terk mi etti ? Hadi okuyup öğrenelim.
Fable
8.1/10 · 365 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
320 syf.
·
10/10 puan
Korsan Kralın Kızı
Kitaba bayıldım. Ben normalde denizci / korsan temasını seven bir insan değilim hep de bir önyargıya sahiptim. Fakat önyargımı kırmak için çabalamak istedim ve bu yola Korsan Kralın Kızı ile çıkmaya karar verdim. İyi ki de karar vermişim. Kitap 320 sayfa tam 5 saatte neredeyse aralıksız okudum ve kitabı bir çırpıda bitirdim. Su içer gibi içtim desem yeridir :D O zaman hadi gelin biraz kitaptan bahsedeyim. Başkahramanımız olan Alosa kitabın adından da anlamış olduğumuz gibi Korsan Kralın Kızıdır. Fakat Alosa bununla da kalmıyor birçok yeteneğe sahip bir kız. Alosa'nın gemisine bir saldırı düzenleniyor ve Alosa 'kötü niyetli' korsanlar tarafından yakalanıyor. Ve bu gemide Alosa'nın yolları zeki yardımcı kaptan olan Riden ile kesişiyor. Fakat Riden'ın bilmediği onlarca şey arasından birisi Alosa'nın kendini bilerek yakalatmasıdır. Çünkü Ridenların gemisinde Alosa'nın çalmak zorunda olduğu bir şey var. Peki ya Alosa o şeyi çalıp görevini başarıyla yerine getirebilecek mi ? Yoksa Riden bu oyunu fark edip Alosa'yı durduracak mı ? Hadi okuyup öğrenelim.
Okuyacaklarıma Ekle
408 syf.
·
9/10 puan
Erdem Yılı
Okuduğum kitaplardan favorilerimden olan Erdem Yılı'ndan bahsetmek istiyorum biraz. Kim Liggett'in yazmış olduğu bu kitapta distopya / hayatta kalma temasını görmek mümkündü aynı şekilde içerisinde minik kırıntılarla olsa dahii bir aşk da söz konusuydu fakat kimler arasında olduğunu söylemeyeceğim. İşin süprizi kaçsın istemeyiz :) Kadınların 'sihirleri' olduğuna inanılan bir toplum ve on altı yaşına giren kız çocuklarının tehlikelerle dolu olan bir yere bırakıldıklarını düşünün. Tek başlarına , savunmasız , bilgisiz ve acemi. Kızlar burada kaldıkları bir yıl boyunca eğer hayatta kalıp ailelerinin yanlarına geri dönebilirse 'sihirlerinden' arınmış olacaklarına inanılıyor. Peki ya hikayemizin başkahramanı olan Tierney James bu tehlike dolu yolculuktan 'sihrinden' arınmış bir vaziyette mi dönecekti ? Yoksa bu düzeni yıkma uğruna 'sihrini' kuvvetlendirecek miydi ? Okuyup görelim :)
Erdem Yılı
9.2/10 · 849 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
40
398 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.