Öyle bir noktaya gelirsin ki artık hiçbir kaçışın anlamı yoktur.
Dışarıdan gelen tüm sesler sönmüş,
zihninin alıştığı tüm savunmalar çökmüş,
rolünü taşıyan maskeler paramparça olmuştur.
Geride tek bir şey kalır:
Senden gizlenmemiş, senden korunmamış, senden kaçırılmamış olan hakikat.
Ve bu hakikat dışarıda değildir.
Hiç olmamıştır.
Her zaman içeride beklemiştir.
İnsan çoğu zaman gerçeği merak ettiğini söyler;
ama gerçeği görmek isteyen çok azdır.
Çünkü hakikat süslü değildir, romantik değildir, teselli sunmaz.
Hakikat, insanın kendine karşı ilk kez tamamen çıplak durduğu andır.