İsimsiz Kafe’nin hikâyesi, 1960’larda Viyana’da Simon’un bir kafeyi kiralamasıyla başlıyor. Ardından uzun yıllar boyunca hem Simon’un hem de yanında çalışan Mila’nın, hem de kafenin daimi müşterilerinin hayatlarına tanıklık ediyoruz. Her biri kendine özgü karakterler olsa da, anlatının en baskın duygusu Simon’un derin yalnızlığı. Tam hayatına biri girip mutluluğu yakalayacak diye umut ederken, Jasha’nın Simon’a hiç uymayan yaşam tarzıyla bir anda hayatından çekilip gittiğini görüyoruz.
Yan karakterlerin başından geçen olaylar zaman zaman hüzünlendiriyor, ancak anlatımın yüzeysel kalması okurun duygudaşlık kurmasını zorlaştırıyor. Diyaloglar kısa, tekdüze; karakterlerin iç dünyasına dair derinlik pek yok. Bölümler arasına serpiştirilen iki kadının gizemli sesleri edebi bir tat bıraksa da bu etki kısa sürüyor.
Sonuçta, tıpkı adı gibi akılda yer etmeyen bir kitap olarak İsimsiz Kafe, raflarda unutulmaya mahkûm bir hikâye hissi veriyor maalesef.