Ömer’e çok geniş bir çerçeveden bakacak olursak, tabloda kendi içinde savaştığı bir şeytanın kurbanı olduğundan yakınan bir karakter görürüz. İnsanlar, genellikle şikayet ettikleri hayatın ve yaşantının kurbanı olduklarından yakınırlar. Aynı zamanda bu durumun suçlusu olarak da her zaman bir hedef seçerler: “Falanca olmasaydı, ben şimdi mevki yükselmiştim!” Yeteri kadar istemediğini ya da yeteri kadar çabalamadığını düşünmez. Fakat önündeki kişinin başarısını engellerken, onun daha başarılı olup olmadığını sorgulamadan, haksızlığa uğradığı kanaatine çabuk kapılır.
İşte bu da içimizdeki şeytandır.
Karşımızda gördüğümüz insanlar hakkında genellikle yargılayıcı davranırız: “Yalancının birine benziyor. Ben adamı gözünden anlarım!” Ancak her yargı, kendi içinde aslında bize dair bir iz barındırır. Çünkü, şu anda bu durum bizim için kabul edilebilir olmasa da, hepimiz karşımızda gördüğümüz insanı yargılarken aslında yargıladığımız tarafın, kendi içimizde sakladığımız, gizlediğimiz, kontrol etmeye çalıştığımız bir şeytan olduğunu göz ardı ederiz.
“Hayır, ben yargıladığım insanların içindeki kötülüğü taşımıyorum!” denir. Oysa taşıyorsunuz, çünkü o yargıyı ancak kendi içinizde gizlediğiniz şeytandan tanıyorsunuz.
Biraz da diğer bir ana karakter Macide'ye yer verelim. Macide'yi anlamak için, ona sadece "Ömer'in karısı" veya "Bedriye'ye kaçan bir kadın" olarak bakmak bizi bir zihin yorgunluğundan kurtarır. Ancak altında yatan temel nedenlerden bahsedecek olursak, Macide; genç yaşında kayıplarla dolu bir hayat sürmüş, kendini bulunduğu ortamların misafiri gibi hisseden bir kadındır. Bir aidiyet arzusu, bir güven arayışı, hayata tutunma isteği ve ümidi ile gördüğü her dala sıkı sıkıya tutunmaya çalışır. O, Anadolu kadınının baskılar, korkular ve yalnızlık gibi durumlarla olan mücadelesini yansıtıyor. Kendi sesi yoktur.
Ömer'in labirentlerinde kayboluyor, onun derinliklerinden korkuyor. Onu seviyor, fakat aşk dediğimiz şey bir bebeğe benzer: çok tatlı, çok güzel gelir, fakat onu hayatta tutabilme mücadelesi çoğu zaman fazlasıyla zordur. Macide de Ömer'i kurtarmaya çalışırken, aslında kendi içindeki kaybolmuşluğu ve kendini nasıl kurtaracağını bilemeyen bir kadınken, Ömer'e çare olmaya kalkması onu büsbütün bilmediği bir karanlığa çekmeye başlar.
Aslında Macide, bir noktada Ömer'i anlayabilmek için Ömer gibi olmaya, onun gibi düşünmeye sevk ediyor kendini. Ve bu durum bize şunu gösteriyor: İçimizdeki şeytan yalnızca öfke, kıskançlık, kuşku değildir. Kendin olmaktan vazgeçmek, başkalarının onayladığı bir hayatı yaşamak mecburiyetine düşmek de bir şeytandır.
Ömer, bir yıkım içinde hayat sürdü. Sürüklendiği noktaları göre göre, kendi acizliği ve çaresiz olduğunu düşündüğü bataklıktan çıkmak yerine, daha derinine kulaç atarak yaşadı. Macide ise yıkılırken farkında bile varamadı. Onun trajedisi, bu sessiz çığlıkta saklı kaldı.
Buraya kadar okuduysan teşekkür ederim.