Padişahın narsist kızından ve ona aşık olan gariban uşak Koçaliden bahsediyor kitap. Kitabı okurken padişahın kızına öyle öfkeleniyorsunuz ki, bu kız akıllanmaz diyorsunuz. Kendisini öyle beğeniyor ki kimse ona bakamıyor, bakanın kellesi gidiyor, kimse dokunamıyor dokunan parmakları gidiyor. Ancak mistik bir ormanda , olağan üstü şeyler yaşayan insanlar Koçaliye bir kaç sır öğretince işin rengi değişiyor. Koçaliye de öfke duymadım değil. Stockholm sendromuna yakalanmış mübarek, celladına aşık olmuş. Böyle bir kız sevilir mi ? Hoş hayatta da farketmeden bazı narsistleri sevmiş oluyoruz.
Behrengi bu kitabında sevgiden, farklılıkları kabul edip birbiri ile empati kuran karakterlerden bahsetmiş olsa da her masal gibi dönemin adaletsizliğinin de altını çiziyor. 'Padişahım çok yaşa' diyen para gözlerin kellesi de gidiyor. Ancak birbirini anlayan, yardımlaşmaya açık ve empati kurabilenler , içinde kötülüğü barındırmayanlar muradına eriyor.
3-5 kuruş mal için Padişahım çok yaşa demeyen nesiller umuyor Behrengi.