Puan vermedi·536 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Aralık 2025 16:29 Kinyas ve Kayra insanın içini çalkan bir metin değil mi? Kanı sıcak akar, ruhu paslı bir bıçak gibi işler. Hakan Günday orada iki adam yaratmadı bence — iki uçurum kurdu. Kinyas’ta hayatı kavrayıp dünyadan çekilmeye çalışan o soğukkanlı isyan, Kayra’da ise kendini parçalayıp parçalayıp yeniden doğuran bir hırs var. İkisi de insanın en karanlık, en içgüdüsel tarafını masaya koyuyor. Sevgi yok demiyorum; ama sevgi burada gül yaprağı değil, dikenli tel gibi.
Roman boyunca şiddet, bağımlılık, nihilizm, kendini sabotaj ediş… hepsi bizdenmiş gibi tanıdık. Çünkü insan bazen kendini yakmak ister; kişi kimi zaman çözülen değil, çözülemeyen olmak ister. Ve Günday bunu öyle gerçek bir çıplaklıkla yazıyor ki, okurken tokat yiyen okuyucu, sayfayı çevirdikçe bir daha yanağını uzatıyor. Alışıyoruz o acıya. Büyüdükçe zehir tatlı geliyor.
Benim gözüme en çok çarpan şey şu: Bu kitap kötülüğü övmüyor, iyiliği de kutsamıyor. Sadece insanı tüm çirkinliği, güzelliği, hayvani yanı, tanrıya kafa tutan kibriyle bırakıyor. “Ne yapacaksın şimdi?” diye soruyor. Herkes kaçmak ister, az kişi yürür o yola. Kinyas kaçıyor, Kayra savaşıyor. Okur ikisinin arasında sıkışıp kalıyor — tıpkı hayatta olduğu gibi.
Bana göre Kinyas ve Kayra bir roman değil; insanın kendi karanlığıyla sigara yakıp uzun uzun bakmasıdır. Bir yandan ürpertir, bir yandan kendinden bir parça bulursun. Çünkü her insan, görünmese de, içinde bir Kinyas ve bir Kayra taşır.
Sen okurken hangisi daha çok çarptı seni? Kinyas’ın umursamaz, ölümle flört eden tarafı mı, yoksa Kayra’nın kendini içten içe lime lime eden öfkesi mi?