Bir katil sözünü tutabilir mi?
Vicdanı kanla karalanmış bir adamın, son bir iyilikle kendini temize çekme çabası, gerçekten kefaret sayılır mı? Bir Katilin Güncesi, yalnızca kanlı bir geçmişin izlerini değil, zamanla yarışan bir vicdanın çırpınışlarını da anlatıyor.
Byung-su Kim… Bir zamanlar hayvanların yarasını saran, canı yaşatmak için eğitilmiş bir veteriner. Ama o, mesleğini merhametin değil, cinayetin hizmetine sunmuş bir adam. “Katil olarak yaşamak için veterinerlik iyi bir meslek,” derken, insanı sarsan o soğuk mantık kendini ele veriyor. Elleri şifa için yetişmişken, aynı eller zamanla ölümün ritmini öğrenmiş. Bu mesleğin ona sunduğu bilgi, acının anatomisini; sessizliği, yalnızlığı ve yok etmeyi öğretmiş.
Eskilerin aynalarda şeytan gördüğüne inanması tesadüf değil. Çünkü o aynaya her baktığında kendi yüzünden çok, geçmiş cinayetlerinin karanlığını görüyor. “Onların aynada gördüğü şeytan, işte o benim,” diyecek kadar kendini tanıyor. Kendini şeytan ilan eden bir katilin iç dünyası, suçtan çok daha derin bir çukur. Ama bu çukurun en dibinde bir gerçek parlıyor: Byung-su artık yalnızca öldüren biri değil; hem hafızasıyla hem de vicdanıyla bir hesaplaşmanın içinde.
70 yaşına gelen Byung-su Kim’in hafızası siliniyor, ama tek bir şey zihninde berrak:
"Inhi’yi korumalıyım."
Bu roman, suçun ve sevgisizlikle büyüyen bir geçmişin ardından gelen geç ama derin bir insanlık sorgusunun hikâyesidir.
Romanın omurgası zamana karşı yarışmak… Çünkü karakter, cinayet işlemeyi iki beyin ameliyatı sonrası bırakmış. Artık öldüremeyecek kadar yorgun, ama hâlâ hatırlayacak kadar diri.
Zamanaşımına uğramış cinayetlerin gölgesinde, adalet susmuş olabilir ama vicdan hâlâ konuşuyor.
Hapishaneyi, benliğini sonsuza kadar kaybedeceği bir yer olarak görüyor. Kendini mahkûm eden ne sistem, ne toplum, ne kurallar. Kendi içindeki çürüme, onun gerçek zindanı.
Byung-su, cinayetlerini yalnızca içgüdüyle değil, kaotik bir dönemin sis perdesiyle de örtüyor. 1970’li yıllarda Güney Kore’de yaşanan siyasi karmaşa, komünizm korkusu ve devrimci çatışmalar, karaktere cinayetlerini gizleyebileceği bir zemin hazırlıyor. “Zaten herkes bir şeyin uğruna ölüyor,” diyor adeta.
Bir Katilin Güncesi, yalnızca bir suçlunun itirafı değil; aynı zamanda her insanın içinde sakladığı karanlıkla yüzleşme davetidir. Okurken rahatsız ediyor, düşündürüyor, yer yer empati kurmaya zorlayarak ahlaki sınırlarımızı test ediyor. Bu roman; suçun, pişmanlığın, zamanın ve sevginin ne kadar iç içe geçebileceğini gösteriyor.