Puan vermedi·208 syf.··Beğendi
· “ Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin ölümünü anlattığı bu kitabında #georgigospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor.”
Yazar romanına, ölüm üzerine çarpıcı bir giriş cümlesiyle, “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe” diye başlıyor. Bu cümle, romanın özeti diyebilirim. Ardından gelen cümlelerle Gospodinov, biz okurları ileri geri gidişler ve dönüşlerle adım adım ilerleyen hikâyesinin gerçekliğinin kurgusuna hazırlıyor. #bahçıvanveölüm bir babanın hastalığı ve ölümüyle yas evresindeki oğulun vedalaşmasının ürünü diyebiliriz. Yazar, ilk bölümden itibaren babasının ölümünden önceki duygularını, anılarını anlatır ve babasının “ korkacak bir şey yok” sözünü sık sık kendisinden duyar.
Kitabı okumadan önce ikilemde kalmıştım. Popüler kitap tabirini çok hoş karşılamıyorum. Her okur kendi tarzını bildiği için okuyacağı kitaplar seçimlerinden ibarettir. Elbette arada yanılıyor olabiliriz. Fakat iyi ki okudum dediğim kitaplar arasında yerini aldı #bahçıvanveölüm. Gospodinov, kısa bölümler halinde yaşananları ve yaşananların kendisinde bıraktığı duyguları paylaşarak babasının ölüm anına, hastalığı ve acıları arttıkça yaklaşan sessizliğe tanık ediyor bizleri. Ölüm gibi bir hakikâtin ağırlığıyla yüzleşmeye zorluyor. Babasının anlattığı hikayelerden, babasıyla yaşadığı anılardan söz ederek içinde kalan o yarım bağı tamamlamaya çalışıyor. Aynı durumu yaşayan kişiler için kitabın okunması zor olabilir. İçselleştirildiğinde hislerin ayyuka çıkması aşikâr. Son olarak, “ Her yeni filiz, toprağın içinde sakladığı bir ölümü de beraberinde getirir,” diyerek yazar Gospodinov; hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi hatırlatıyor bizlere.