Sarı Yüz, yalnızca bir “intihal hikâyesi” değil; yayın dünyasının, temsil tartışmalarının ve başarı hırsının karanlık yüzüne tutulmuş sert bir ayna. Roman, yazar olmak isteyen ama yeteneğinden çok hırsıyla hareket eden June Hayward’ın gözünden anlatılıyor. Bu tercih, okuru sürekli rahatsız eden ama bir o kadar da gerçekçi bir anlatı kuruyor.
Kitabın en güçlü yanı, June’ın kendini sürekli aklaması. Okur, anlatıcının güvenilmezliğini baştan sona hissediyor; doğruyla yalan, haklıyla fırsatçı arasındaki çizgi bilinçli olarak bulanık bırakılıyor. Kuang, sosyal medya linci, yayıncılık dünyasındaki ikiyüzlülük ve “çeşitlilik” kavramının pazarlama malzemesine dönüşmesini oldukça cesur bir dille ele alıyor.
Finale gelindiğinde roman, beklenen bir arınma ya da pişmanlık sunmuyor. Aksine, etik çöküşün nasıl normalleştirilebildiğini gösteriyor. Bu yönüyle Sarı Yüz, okuru rahatlatmak yerine huzursuz bırakmayı seçiyor — ve bunu bilinçli yapıyor.
Rahatsız edici, hızlı okunan ama kolay sindirilmeyen bir roman.
Yayın dünyasına, yazarlığa ve “kimin hikâyesi kimin anlatmaya hakkı var?” sorusuna ilgi duyanlar için çarpıcı bir okuma.
Puanım: 4/5