İmam-ı Rabbani'nin "Müceddid-i Elf-i Sânî" (İkinci bin yılın yenileyicisi) olarak anılmasının temelinde, onun İslam'ı özüne döndürme ve özellikle Hindistan'daki Müslüman toplumunu karşılaştığı sapmalardan arındırma çabası yatar. İmam-ı Rabbani'nin tecdid anlayışının merkezinde, Şeriat (İslam Hukuku) ve Hakikat (Tasavvufi Gerçeklik) arasında kurduğu sağlam denge vardır. İmam-ı Rabbani'nin tecdid algısı, tasavvufu Şeriatın emrine sokan, siyasi otoriteyi İslam'ın asıl ilkelerine uymaya çağıran ve Müslüman toplumun inanç ve amellerini bidatlardan temizlemeyi amaçlayan kapsamlı bir ıslah ve yenilenme hareketi olarak kabul edilir.