·408 syf.····Okunma: 14 Aralık 2025 00:00 SPOİLER İÇERİR
Klasik bir aşk romanı gibi sunulsa da, bence Uğultulu Tepeler aşkı romantize etmekten çok, aşk sanılan karanlık ve hastalıklı bir duygudan bahsetmekte. Sevmenin insanı nasıl güzelleştirdiğini değil de nasıl bozduğunu gözlemledim bu kitapta.
Romanın merkezinde yer alan Heathcliff ve Catherine ilişkisi, sevginin sahiplenmeye, tutkunun ise intikama dönüştüğü bir bağdır. Heathcliff, sevilmediği için zalimleşen biri değil; sevildiğini bildiği hâlde buna erişemeyen bir karakterdir. Catherine ise onu sevmesine rağmen toplumsal statüyü seçerek hem Heathcliff’i hem de kendisini yaralar. Burada Brontë, aşkın sadece duygusal bir mesele olmadığını; sınıf, ego ve güç ilişkileriyle iç içe geçtiğini hissettirir.
Belki Catherine’e kızacağız bu kitapta neden sevdiğini seçmedin de kendine bu eziyeti ettin diye? Fakat o da pek çoğumuz gibi “toplum ne der” düşüncesi içindedir. Fakat toplumu düşünmesinin sonunda ölümüne sebep olacağından habersizdir.
Bunun dışında doğa temalarının karakterlerin duygularını yansıtması hoşuma gitti. Uğultulu Tepeler, Heathcliff gibi soğuk, sert ve affetmeyen. Thrushcross Grange daha düzenli ve “uygar” görünse de, içten içe samimiyetsiz.
Karakterlerin isim benzerliği ve olayların kuşaklar boyunca devam etmesinden dolayı yer yer karmaşık bir roman olsa da okurken keyif aldım. Bu benim ilk incelemem, yorumlarınız benim için değerli :)