Rus ve dünya edebiyatına sayısız eserler kazandıran Dostoyevski'nin Timsah adlı öykü kitabını okudum. Kitap iki ayrı öyküden oluşuyor. İlki Timsah... Gerçek dışı öğeler taşıyor bu öykü. Eşiyle timsah gösterisi izlemeye giden ivan Matyeviç, beklenmedik biçimde hayvan tarafından bütünlüklü olarak yutuluyor. Ancak adam timsahın karnında ölmüyor; hatta bulunduğu ortamın kendisine getirilerinin planını yapıyor; bir süre işe gidemeyeceğinden izinli görülebileceğini, timsahın karnında olduğu için araştırma görevinde sayılıp maaş almaya devam edebileceğini, buradaki deneyimini bilimsel bir çalışmaya dönüştürmeyi ve ünlü biri olarak yaşamını sürdürmeyi düşünüyor… Sanki bulunduğu ortamda mutlu…
Matyeviç'in eşi güzel, alımlı bir kadın. O da kendi derdine düşüyor; eşi ölü mü sayılacak, kendisi nasıl geçinecek, evlilikleri kolaylıkla noktalanmış olacak mı? İnsanların, yaşam koşullarının farklılaştığı noktada çözüm arayışlarının, olaylar karmaşık da olsa çoklu düşünce eğilimine yönelişerinin güzel bir örneği Timsah. Öykünün yarım kalmış izlenimi verdiğini de söylemek gerekiyor; ama zaten fazlasıyla düşsel olduğundan bunu da pek önemsemedim açıkçası…
İkinci öykü Gülünç Bir Adamın Düşü'nün ise yazarın ölmeden önceki son çalışması olduğu söyleniyor. Ölmek isteyen genç bir adamın, gördüğü rüya sonrasında yeniden yaşama tutunmasını anlatıyor. Yazın hayatı boyunca sıkıntılı, kasvetli, karanlık olayları resmeden Dostoyevski’nin, iyimser bir nokta koymak istediği anlaşılıyor.
Kitap ilginçti; Dostoyevski, farklı bir tarzla tanıştırmış okurunu. Ama kurguladığı sıra dışı öykülerde hayata karşı eleştirel tarzını yine de elden bırakmamış. Keyif aldım; tavsiye ederim… Kitaplar ölümsüzdür, kitaplar iyi ki var…