Açlık
Açlık bence bir “mesaj romanı” değil. Hamsun bu kitapta okura bir düşünce dikte etmeye, hayat dersi vermeye ya da “bakın doğrusu budur” demeye çalışmıyor. Daha çok, kendi hayatının belli bir dönemini olduğu gibi anlatıyor. Yazarın gençliğinde yaşadığı açlık, yoksulluk ve yazarlık hayali, romanda neredeyse çıplak bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu yüzden kitap çok gerçekçi ama aynı zamanda rahatsız edici.
Romanın kahramanı bana göre ahlaki olarak zayıf bir karakter. Aç olmasına rağmen kendini sürekli başkalarından üstün görüyor. Hamalları, arabacıları, polisleri küçümsüyor; onların zekâlarıyla alay ediyor. Oysa bu insanlar düzenli bir işle meşguller, karınlarını doyurabiliyorlar. Belki kültürel olarak daha “geri”ler ama hayatta kalmayı başarmış durumdalar. Kahraman ise sadece yazmaya tutunmuş durumda ve gerçek hayattan kopuk.
Yazdığı metinler genellikle kabul edilmiyor. Bunun nedeni sadece şanssızlık değil; yazılarında bile kendini halktan üstün görmesi, daha elit bir kesime seslenmeye çalışması. Açlığına rağmen gidip hamallık ya da başka bir iş yapmayı hiç düşünmemesi de bu kibirle bağlantılı. Kendini sanatçı olarak tanımladığı için sıradan işlere kulak tıkıyor.
Açlık ilerledikçe karakterin psikolojisi iyice bozuluyor. Parayı bulduğu anda gereksiz harcamalar yapması, anlamsız bağışlarda bulunması, sonra tekrar aç kalması bunun en net göstergesi. Bu noktada açlık artık sadece fiziksel değil; zihinsel bir çöküş hâline geliyor. Kadınları takip etmesi, onlara sözlü tacizde bulunması, yaşlılarla alay etmesi ve polisleri aptal gibi görmesi de bu ahlaki çöküşün bir parçası.
Özellikle polislerle ilgili sahneler çok çarpıcı. Polisler ona yatacak yer ayarlamaya, hatta eğer doğruyu söyleseydi yemek vermeye hazırken, kahraman gururu yüzünden yalan söylüyor. Aç kalmayı tercih ediyor ama yine de kendini onlardan üstün görmeye devam ediyor. Bu, bana göre romandaki en net ahlaki zayıflık örneklerinden biri. Yani kahraman öleceğini bilse dahi benliğinden( kibirli gururundan) ödün vermiyor.