Ira LevinStepford Kadınları kısa ama etkileyici bir roman. Biraz bilim kurgu, biraz gerilim ama en çok da rahatsız edici derecede tanıdık. Her şey, Walter ve Joanna’nın Stepford kasabasına taşınmasıyla başlıyor. Kasaba ilk bakışta kusursuz: huzurlu sokaklar, güleryüzlü kadınlar, pırıl pırıl evler… Her şey olması gerekenden fazla düzgün.
Stepford kadınları güzel, uyumlu ve ev işlerinde kusursuz. Ama kasabaya yeni taşınanlar dışında hiçbir kadın sosyalleşmek,dışarı çıkmak istemiyor. (Ve dahi sohbet etmek bir kahve içmeye vakit ayırmak istemiyor.) Daha da ürkütücüsü, Joanna’nın hayat dolu, hayalleri olan arkadaşlarının bile dört ay sonra aynı kalıba girmesi. Bir gün düşleri olan kadınlar, eşleri ile yalnız kaldıkları bir akşamın ertesi günü hayatlarını yalnızca kocalarına ve çocuklarına adamaya karar veriyor. Bu değişim beni çok rahatsız etti. Çünkü gerçek hayatta da kadınlar, toplum baskısı ya da herhangi bir konuda “ideal” olma dayatmaları yüzünden hayallerini, hatta gülüşlerini ertelemiyor mu? Hakan Çolak’ın yazısında geçen şu ifade tam da bunu özetliyor: “Hepimizin sosyal medyada maruz kaldığı kusursuz ev, kusursuz kadın, kusursuz aile imajlarının abartılı bir yansıması gibi.” Roman 1970’lerde yazılmış olsa da bugün yerini de buluyor.
Akıcı, çabuk biten ama zihinde uzun süre kalan bir kitap.
Not: Nicole Kidman’ında oymadığı filmi de var. Bazı konularda kitapla paralel olmasa da izlenebilir.
Herkese iyi okumalar.