..."İnsan gerçeğin izlerini örtebilen, kuşkularını gömebilen bir varlıktı. İnsan öyle acayip yeteneklerle donanmıştı ki gözünün önündeki gerçekten kaçmayı başarabiliyordu. Ben de kaçmıştım, annemin ilk uyurgezer gecesinde söylediklerini dört yıl boyunca unutmayı başarmıştım. Belleğim belki de gerçek dışındaki her şeyi hatırlamaya, gerçeği gömebilmek için başlamıştı. Kapasitesini asıl hatırlanması gereken şey dışında her şey için kullanmıştı. Öte yandan gerçeğin mutlaka ortaya çıkması gereken bir şey olduğundan emin değildim, bazen bilmemek çok daha iyiydi. Ben bilmeden önce iyiydim, çok daha iyiydim. Annem uykusunda yürümese hayatım boyunca gerçeği bilmeyecektim. İlk uyurgezer gecesinden sonra bir daha yürümese yine bilmeyecektim."
İlk incelememin bu kitap olması benim için çok özel. Çünkü Annemin Uyurgezer Geceleri 2025 yılının favorisi olmakla birlikte tüm zamanların favorisi oldu benim için.
Dört kuşak kadının hikayesini anlatıyor kitap. Toplumun ve kültürün bekar annelerin yaşam mücadelesini ne kadar zorlaştırdığını gözler önüne seriyor. Bir kadının hayatta ne kadar "başarılı" olsa da bipolar bir aşkın onu ne kadar yalnızlaştırdığını ve ne kadar yıprattığını da gösteriyor aynı zamanda. Ana karakterimiz Şehnaz'ı karşıma alıp deli gibi bağırmayı, onu sarsıp 'kendine gel' demeyi çok istedim. Ama aynı zamanda derinlerde ona karşı bir anlayış besledim. Şehnaz'ın en çok ihtiyacı olan şey anlayıştı belki de. Ben Şehnaz'ı çok sevdim.