Ferenc Molnár’ın Pal Sokağı Çocukları, ilk bakışta çocukların bir arsa uğruna verdiği masum bir mücadeleyi anlatır. Ancak kitap ilerledikçe anlarız ki bu hikâye, çocukluk kılıfına bürünmüş derin bir sadakat, onur ve adalet anlatısıdır.
Pal Sokağı, yalnızca bir oyun alanı değil; çocukların kendi kurallarıyla kurdukları küçük bir dünyadır. Bu dünya, yetişkinlerin dünyasından çok daha adil, çok daha dürüst ve ne yazık ki çok daha kırılgandır. Molnár, çocukların gözünden güç ilişkilerini, aidiyet duygusunu ve fedakârlığı son derece sade ama sarsıcı bir dille anlatır.
Hikâyenin kalbinde ise Nemecsek vardır. Fiziksel olarak en zayıf olanın, ahlaken en güçlüye dönüşmesi kitabın en vurucu tarafıdır. Nemecsek’in sessiz cesareti, kahramanlığın bağırarak değil, bedel ödeyerek yaşandığını gösterir. Onun uğradığı haksızlıklar ve buna rağmen vazgeçmeyişi, okuru ister istemez utandırır.
Kitabın en acı tarafı, kazanılan zaferin içinin boş oluşudur. Arsa korunur ama çocukluk masumiyeti kaybolur. Molnár, okura şunu fısıldar: Bazı savaşlar kazanılsa bile, geriye kalan şey bir eksilme duygusudur.
Pal Sokağı Çocukları, yalnızca çocuklara değil; büyümüş ama içindeki çocuğu hâlâ incitmemiş olanlara yazılmış bir kitaptır. Bitirdiğinizde hissettiğiniz o hüzün, bir kitabın değil, belki de kendi çocukluğunuzun yasını tutmanızdandır.