Okudukça insanlardan uzaklaşıyorum. Böylesi daha iyi... İçlerinde olduğum zaman hislerime yeniliyorum.
"Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur."
Dostoyevski'nin Budala'sı ilk bakışta saf ve iyi bir adamın hikâyesi gibi görünür. Ancak kitap ilerledikçe anlarız ki mesele bir budalanın hikâyesi değil, iyiliğin bu dünyada ne kadar
Jules Verne’in Zacharius Usta metni, bir saat ustasının hikâyesinden çok daha fazlasıdır. Bu hikâye, insanın yarattığı düzen üzerinden kendini tanrılaştırma çabasının kaçınılmaz çöküşünü anlatır.
Zacharius sıradan bir usta değildir. O, yalnızca saat yapmaz; zamanı kontrol edebildiğine inanır. Kurduğu mekanik düzen kusursuzlaştıkça, çevresindeki insanları da bu düzene uydurur. İşte kırılma tam burada başlar:
İnsanların kabulü, onun için bir başarı değil, bir ilahlaştırma aracına dönüşür.
Artık Zacharius için Tanrı dışarıda değildir.
Tanrı, onun kurduğu düzendir.
Fakat Verne burada sert bir sınır çizer.
İnsan, düzen kurabilir; ama varoluşun sahibi olamaz.
Zacharius’un trajedisi de tam olarak budur:
Kurduğu sistem büyüdükçe kendini büyüttüğünü sanır,
oysa gerçekte yaptığı şey, kendi sınırlarını unutmaktır.
Finalde yaşanan çöküş bir sürpriz değildir.
Bu bir ceza da değildir.
Bu, kaçınılmaz bir sonuçtur.
Çünkü insan, yarattığı şeyin efendisi olmaktan çıkıp ona inanmaya başladığı an,
artık o düzenin kurucusu değil, ilk kurbanı olur.
Zacharius Usta, şunu açıkça söyler:
İnsan Tanrı’yı bırakıp kendi yarattığı düzene tapmaya başladığında,
aslında yükselmez—yavaş yavaş yok olur.
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma