Okudukça insanlardan uzaklaşıyorum. Böylesi daha iyi... İçlerinde olduğum zaman hislerime yeniliyorum.
"Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur."
Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmemi gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim."
"Bize yiyecek getirenlere özgür insanlar derdik. Ne şaka ama... Yöneten sınıflar olarak bizler bütün toprakların, bütün makinelerin, her şeyin sahibiydik. Yiyecek getirenlerse bizim kölelerimizdi. Ellerindeki bütün yiyecekleri kendimize alır, aç kalmayıp çalışarak bize yiyecek getirmeye devam etsinler diye onlara da azıcık bir şeyler verirdik..."
İnsan inanır ya da inanmaz; kendi bileceği iş! İnsan özgürdür... Yaptığı her şeyden kendisi sorumludur; inanmaktan, inanmamaktan, sevmekten, aklı başında davranmaktan hep kendisi sorumludur... İşte bu yüzden de özgürdür! İnsan, işte gerçek bu! Peki insan nedir? Ne yalnızca sen ne ben ne de onlar... hayır! Sen, ben, onlar, ihtiyar Luka, Napoléon, Muhammed... Hepimiz biriz!
Anlıyor musun? Muazzam bir şeydir insan! Tüm başlangıçlar ve sonlar ondadır... Her şey insandadır; her şey insan içindir! Gerçek olan yalnızca insandır; geri kalan her şey onun ellerinde ya da beyninde oluşur! İn-san! Öyle görkemli, öyle mağrur bir tınlaması var ki bu sözcüğün! İn-san! Saygı duymalı insana! Acımamalı... küçültmemeli insanı acıma duygusuyla... Saygı duymalı!
Dünyada yöneticiler arasında da bunun gibileri çoktur. Hepsi de birbirlerini korkutmaya, sindirmeye çalışır, ama kendi yaşamlarında ne düzen ne de dürüstlük vardır...