Gönderi

Askerliğimi Yaptığım Buca Cezaevi: (...!)
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2025 01:28
Merhaba Sevgili Kitap Dostları! Kitabı okuduğum süre boyunca, askerliğimi Yaptığım İzmir Buca Cezaevinde yaşadığım bir durum sürekli kafamda/ zihnimde/ ruhumda canlanıyordu.! Bir Cumartesi günüydü ve yıl:1996 Kış mevsimiydi. Görevim ile ilgili kısa bir bilgilendirme yapacağım: Nizamiye(Ana Giriş Kapısı) de görev yapıyordum; Hafta içi gelen görüşmecileri- tutsakların yakınlarının ziyaret/ görüş hakkı olanların kimlik bilgilerini 1. Kontrolünü Görevli gardiyanlar yaptıktan sonra biz de (Askeri Güvenlik Birimi) kimliklerini 'Ziyaretçi Kartı' karşılığında alırdık ve Cezaevi iç güvenliğimize yönlendirirdik. Bu güvenlik kontrolü ve kimliğini Kart karşılığında işlem Tutsakların Vekilleri (Avukatlar) için de geçerliydi. Yaşadığım konu: Biz ve infaz koruma memurları ile aynı nizamiye kulübesinde görev yaptığımız esnada gardiyanlardan; Kemal abi beni çağırdı "Ya dışarıda yaşlı bir kadın var hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor ama sanırım Kürtçe konuşuyor biz de anlamadık ve nizamiyedeki nöbetçi asker de anlamadı da sen Kürtçe biliyorsun ve gelip bir bakar mısın!" Deyince dışarı çıktım ve beni görür görmez sanki bütün her şeyin yetkilisi benmişim gibi hemen ellerime eğildi ama ben ondan önce davrandım ve ellerinden öperken 'Daye bije tu çima digiri tu gotina xwe lı lave xwe ra bija ez e li tera alikar bım'( Söyle annem sorun nedir söyle ben sana yardımcı olacağım).. Ama bu arada sürekli gözyaşları durmuyor ama benim Kürtçe konuştuğumdan bir nebze de olsa rahatlamıştı. Olayın bu kısmından itibaren benim ve o neredeyse 70-80 yaşlarındaki annemiz arasında geçen Kürtçe diyaloğu Türkçe devam edeceğim. Dedi ki"oğul ben 1 aydan fazladır oğlumu arıyorum. Ben Kars'ta yaşıyorum ve bu bir ayda İzmir'de gitmediğim Hastane, karakol kalmadı, kimse bana doğru dürüst yardımcı olmadı; kimisi ölmüştür dedi, kimisi yurtdışına gitmiştir vs. Ama bir türlü izine rastlamadım. En son dediler ki cezaevlerine sor. Ben artık yaşadığı ve nerede olduğu umudunu geçtim, eğer ölmüşse veya öldürmüşlerse de Cenazesini bulma umuduyla yaşıyorum/ arıyorum oğlumu." Adını soyadını aldım ve cezaevi 3 bölümden oluşuyordu; Yeni Bölüm (Siyasi Tutsaklar), Eski Bölüm (Adli Suçlular) ve Orta Bölüm (Sübyan - Çocuk)Bölümünden oluşuyordu. Eski ve Yeni Bölümlerin kayıt işleri sekreteryasını aradım ve kimlik bilgilerini verdim bana dönüş yapmaları için biraz zaman isteyip telefonu kapattık.. Bu arada Yaşlı anneye su, çay, yemek ikram edelim diye teklif etsem de o hiçbir şey istemiyor ama ilgilendiğim için de sürekli eğilip elimi öpmek için o yaşlı ve yorgun bedeniyle ve çocuğunu ben bulmuşum gibi bana karşı minnet duygusuyla beni onurlandırmaya, teşekkür etmeye çalıştıkça ben yerin dibine giriyorum; bir anneye neden bu kadar işkence/ zulüm yaşatılır ki..! Ona göre sanki devletin onun yavrusunu öldürmeye meşru bir tarafı var da sadece neden bana oğlumun cesedini vermiyorlar gibi değerlendiriyor.. Ben bu Annenin saf/ temiz yüreği ama bir o kadar da acılı/ işkence içinde olması benim nefretimi yıllar sonra bu faşist; toplum, insan tanımaz , adaletsiz düzene karşı artırdı. 18-19'lu yaşlardayım ve benim hiçbir politik/ ideolojik bir bilincim gelişmemiş, Tercihim olmamış/ olmadığı halde o zamanlar değil, yıllar geçtikçe biraz daha politik uygulamaları yani siyasetin çarkını analiz etmeye başlayınca başta kendim, ailem ve çevrem; içinde bulunduğum toplum da kimliğinden dolayı inkar, imha ve asimilasyona maruz kalınca tavrım da gelişti.. Birazdan bu kısım daha iyi anlaşılacaktır diye umuyorum.(!) Ve nihayet yaklaşık 20-25 dk. Sonra Yeni Bölüm yani Siyasi Tutsakların olduğu bölümden telefon geldi, 4. Koğuşta olduğu ve Çarşamba günlerinde görüş günü olduğunu söylediler. Hemen Yaşlı anneye doğru nizamiye kapısının dışında duvarın dibinde o ıslak ve soğuk kaldırımda beklediğini görünce bir an önce çabuk/ hızlı bir şekilde oğlunun burada olduğunu ve Çarşamba günü gelip onu görebileceğini söyleyip hemen oradan ayrılması için; üşümemesi ve tekrar teşekkür etmek/ minnet duygusuyla beni yerin dibine sokmaması ve kendimi bir halt sanmamam için biraz ses tonunu sertleştirerek resmi bir mesafe ve edayla "Daye çawe te ronayi be! Lawe te li vire û tu roja çar şeme vere tu qani bibini- Annem gözün aydın oğlun burada (cezaevinde) ve sen Çarşamba günü gelirsen görebilirsin.." Bunu öğrendiğinde/ benden bu haberi duyunca hani doğumhanede hemşire çocuğu anneye uzatır da o ilk tutuş, koku, varlık, doğurduğunu kucaklamak duygusunun ve o ilk heyecan verici mutluluğunun verdiği o bakışı bir kaç yıl sonra baba olduğumda o yaşlı anneyi daha iyi anladım ve kafamda o anlar daha iyi canlandığı için zihnimdeki bu anı çok capcanlı duruyor sürekli. Yaşlı Anneyi o günden sonra göremedim. Muhakkak görüşe gelmiştir ama nedense denk gelmedim kendisine.. İyi ki de gelmemişiz; çünkü tekrar tekrar ben onun minnet duygusu karşısında ezilip büzülecektim... :) Yaşlı Anne ile neden karşılaşmadığımızın en büyük ve güçlü nedenlerden biri şuydu; yaklaşık iki hafta sonra santralden telefon geldi arayan devremdi. "Devrem Bölük komutanı seni çağırıyor" deyince hemen gittim odasına vardım ve içeri girmeden santralcı arkadaşım Ercan, "Devrem Durmuş çavuş biraz önce yanındaydı ve bence senin hakkında iyi şeyler söylemediğini, bölük komutanının seni hemen çağırmamı telefonda söylerken ses tonundan kızdığı ve sesi iyi değildi.." Durmuş çavuş Konyalıydı ve yobazın tekiydi.. Ben (Rütbesiz), Durmuş çavuş ve bir de uzman çavuş 3’ümüz nizamiye de görevliyiz. Dipnot: Bu arada bölük komutanı beni de severdi ve ismimden dolayı da bana takılırdı..:) Ercan' a Neyse deyip içeri girdim beni görünce bir tebessüm etti sonra -Lenn Çarşı izni için mi geldin? - yok komutanım, beni emretmişsiniz deyince önündeki küçük not kağıdına bakınca - Durmuş çavuş ile birlikte mi görev yapıyordun? - Evet komutanım, nizamiye görevindeyim komutanım - Bugünden itibaren nizamiye görevin bitti ve bölük Astsubayına söyledim sen artık koruma takımına gideceksin.. - Emredersiniz komutanım dedim ve hemen nedenini sordum.. - Sen mahkum yakınları ile Kürtçe konuşuyormuşsun.. - Hayır dedim. (Hayır cevabım genellemeye itirazdı aslında. Çünkü başka hiç Türkçe bilmeyen kimseye denk gelmedim.. Ama sanki sadece Kürtçe konuşuyormuşum gibi ve sanki yüz kızartıcı bir suç işlemişim gibi hiç dinlenilmedim direk infaz edildi üm..) Ve bu sefer "ben de seviyorum Kürtleri" falan da filan da vs. Zaten ondan sonrasını hatırlamıyorum.. 9 ay boyunca bir hafta günde 9 saat nöbet, diğer hafta günde 8 saat tutuyordum..!(: Psikolojim bozuldu ki kaç defa Silahı o çavuşa doğrultum nöbet kulesinde.. Kendimi çok kötü hissediyordum.. Neyse elbette konu kişisel değildi.. Ama konu tamamen benim Anadilim ile ilgiydi..(: ...............(!) Dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir insan; Dilinden, inancından, meziyetlerinden ve cinsiyeti sen dolayı dışlanmamalı.. Yok sayılmamalı.. Ve Dünya görüşü, özgür düşüncesi yüzünden cezaevlerinde hayatları karartılmamalı, gencecik ömürleri çürütülmemeli... Ve en önemlisi de Hiç kimse Eşi/ Sevgilisi Leyla'larından ve Kızı Zeynep'lerinden koparılmamalı.. En çok çok da Vatanseverlik adına kimseyi vatanından soğutmamalı..! Keyifli okumalar dilerim..
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
··
939 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnsan, haklarıyla insandır! Renk, din, dil, ırk, cinsiyet... Fark etmez...
Fırat
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.. 🕊️✌️🦋 🤗