·296 syf.····Okunma: 17 Aralık 2025 00:02 Edebiyat ödüllerini şimdiye değin hiçbir şekilde sahici bulmadım. Bu "sahici bulmama" durumunun içi elbette uzun uzadıya bir sistem eleştirisiyle doldurulabilir fakat kimi ödül organizasyonlarının, eser sahibi yazarın bizzat başvurusuyla değil de çevresinin tavsiyeleriyle ya da daha geniş bir edebiyat çevresinin ahde vefa niteliğinde söz konusu yazarı ödüle dâhil etmeleri; iyi yazan ama köşesine çekilmiş, suskun eski yazarların yeniden keşfedilmesine de önayak olabiliyor. Bunun en iyi örneklerinden biri de 70. Sait Faik Hikâye Armağanı’na Hay öykü kitabıyla değer görülen Barlas Özarıkça.
Özarıkça; Oğuz Atay “fenomeninin” bir tıpkıbasımı olmamakla birlikte, aynı roman evreni ya da poetikası içinde kendi * demonik roman rejimini müstakil olarak kurmuş; dolayısıyla kendi özgün anti-kahramanlarını yaratmış ve ironi sanatı noktasında belli bir estetiğe erişmiş bir yazar. Elbette Atay’ı, Büyükada’daki dostluklarından yurt dışına tedavi için gidişine değin çok yakından tanıyor. Bittabi onun yazdıklarını yüksek sesle çevresine okumasından ve onay beklemesinden de haliyle etkileniyor; ama yukarıda da belirttiğim gibi, bu yalnızca aynı roman evreninde olmaktan ibaret. Oysa Özarıkça’nın kendine has, bana kalırsa daha şiirsel ve bambaşka bir özgünlüğü var.
Kimi eleştirmenler Özarıkça’yı Atayvari bir çizgide değerlendirse de Ters Adam romanını mesnet olarak alırsak; Özarıkça karakterlerinin monologları yeraltı edebiyatına kayar nitelikte ve dolayısıyla daha bohem. Atay karakterleri ise Barlas’ın karakterlerine kıyasla daha melankolik; öfke ve iç karşılıkları açısından daha edilgen ve daha “ağlak” bana kalırsa. Barlas karakterlerinin kötülük temsilleri ve kendi duygularıyla dalga geçerken iç ses olarak kurdukları monologlar, yazarın zihninde daha ince işlenmiş gibi. Tabii ki Atay’ı okuyalı epey oldu; Tutunamayanlar’ı yeniden düşünerek okusam bir sürü yeni kıyas ve fikir geliştirebilir, Atay’ın hakkını teslim etme telakkisi de oluşturabilirim; ama Ters Adam’ın bende bıraktığı edebi tat, tazeliğiyle şimdilik bu yönde.
Bir de elbette kendimce kıyasladığım bu iki romanın, ülkemiz açısından tarihsel kırılmalar yaşatan darbe dönemlerinin üç-beş sene sonrasında yazılmaları da belli toplumsal kodlara tekabül etmesi açısından önemli. Her ne kadar bireysel bir yazın içinden yarı-otobiyografik olarak kurgulansalar da; birisi 60 Darbesi sonrasındaki (1968-70) bir ülkenin toplumsal dimağının içinden, diğeri ise 80 Darbesi sonrasındaki (1986) toplumsal dimağın içerisinden dolaylı olarak yazılıyor. Hak verirsiniz ki iktidar ya da muhalif oluşların sosyolojik ve siyasi verileri her iki dönem için de çok farklı görülse de temelde bireyde yarattığı etkiler açısından, farklı bakış açıları da olsa yıpratıcı bir aynılık taşıyor. Burada aynı roman evreninden Atay’ın anti-kahramanları; bir köşeye atılmış, unutulmuş, hüzünlü ve Barlas karakterlerine göre daha ölçülü, küskün, istemiş ama kabullenilmemiş bir eda profili çizerken; Barlas’ın anti-kahramanları teklifsiz, anarşist bir serseri profili çiziyor. Düzene baştan reddiye çekiyorlar.
Tekrara düşmeden toparlarsam; Atay kıyasıyla anlatmaya çalıştığım Ters Adam romanı; kendi içsel rejimleriyle oluşlarını kutsayan karakterlerin bütün bir sisteme, hatta yer yer kendilerine bile karşı olduğu; Atay’a nazaran yeraltı edebiyatına daha çok kayan, içerisinde ironi dolu monologlar barındıran, biraz Kafkaesk, yer yer Zebercetyen, çokça teklifsiz serserilikle dolu olan; hatta benim şahsen Ağır Roman tadı da aldığım, belki biraz Tanpınar tınısı sezdiğim, sürrealist ögeler de barındıran nefis bir roman. Uzun ironilere ve alt metin çözümlemelerine aşinaysanız, Ters Adam sizin için biçilmiş kaftan olacak.
* Şeytani
Keyifli okumalar...