Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 09 Aralık 2025 23:35 Adı Zebercet. Kasabalı, otel işletmecisi, otelin kâtibi. Otel dediysek de eski bir konak burası.Doğduğu ev, sonradan otele dönüştürülmüş, evrilmiş. Zamanında büyük bir yangından geriye kalan (tek sağ kalan) bir yapı. Zebercet' e kalan ailesiz, terkedilmiş yuva olamayan çatı...Keçecizadelerden Rüstem'in oğlu olup otelin kazancının kendisine gönderildiği Faruk Keçeci'nin işletmesi olan bir yer. Yanında çalışan Zeynep, arada bir kalmaya gelen müşteriler...
Düşünün ki! Bir 28 Kasım günü yedi aylık iken dünyaya gözünü açmış bir bebek...Anne karnına erken veda...Kendisine tahammülsüzlüğün baslangici. Minicik, pamuklara sarılası...Öylesine hassas, öylesine korunmasız bir beden... Adını bile ailesi değil, onu doğurtan kadın koyuyor. Pek de değerliymiş gibi: Zebercet! Kendisini Keçecizadelerin son bireyi olarak görmek istese de, konaktaki bir beslemenin çocuğu o... Annesi Saime' yi ilkokul yıllarında iken, babasını ise askerlikten döndükten hemen sonra kaybediyor. Babasi ölünce onun yöneticiliğini, otelin tüm sorumluluğunu üstlenip kendince sıradan hayatını sürdürmeye çalışıyor. Otelden pek çıkmıyor. Yalnız takiliyor. Çocukken çok kez arkadaşlarınca aşağılanmış, çelimsiz bir zavallı. Önemsiz hissettirilmiş, horgörülmüş, dışlanmış bir kimlik. Önceleri pek aldırış etmiyor. Farklı cinsel eğilimleri, gizli sapkınlıkları, bastırılmış duyguları var. Gerekmedikçe konuşmuyor Zebercet, iletişimsiz vs. Çayını yemeğini yapan otel çalışanı ortalıkçı Zeynep' e kendini değerli hissettirmeye çalışıyor. Karşılık bulamiyor. Varlığının kabul edilebilirliğini,sindirilebilirliğini, onaylanmayı istiyor. Olmuyor. Bu hayatı boyunca böyle devam etmiş.
Günlerden bir gün, gecikmeli Ankara treni ile otele gelen kahverengi mantolu, kısa topuklu ayakkabısı olan kahverengi gözlü, sivri burunlu kadını hiç unutamıyor Zebercet. Bir gece kalıp otelden ayrılan bu kadına karşı saplantılı, takıntılı bir ruh hâliyle beklenti içine giriyor. Kadın "Geleceğim!" deyip bir daha dönmeyince hayal kırıklığına uğruyor. Onun için bıyığını kesip yeni kıyafetler aliyor. Giyinip kuşanıp günlerce kadının otele dönmesini bekliyor. Adını bile söylemeden yok olan o gün deftere kaydını yapamadığı bu kadını düşünüyor hep. Emekli astsubay var bir de, otelde kalmaya gelen. Bir hafta gizemli kadının gelmesini bekliyor Zebercet. Kadının kaldığı odayı doluymuş gibi kimseye vermiyor. Her gün aşağı locada oturup gazete okuyan emekli astsubayin otelden ayrılışı ile kadının da gelmeyeceğini anlamaya başlıyor. "Gidiyorsunuz, demek.O da gitmişti, dönmedi." diye içinden geçiriyor. Bir süre sonra emekli astsubayı arıyor polisler. Olaylar böyle devam ediyor...
Gün geliyor Zebercet artık yemiyor, içmiyor, çalışmıyor, oteli kapatıyor. Otelin köşesinde bulunan tabelanın bir yanı toprağa bakıyor. İyice yalnızlaşan Zebercet kendini asma planları yaparken bir yandan içeride gizlediği ortalıkçı kadının cesedini ne yapacağını,onu nasıl yok edeceğini düşünüyor. Tabi vazgeçiyor. Polislere yakalansa ne kadar ceza alabileceğini ön görmeye çalışıyor. Sonra etrafta dolaşan kara kediyi katlediyor. Bu ruhsal bunalımlarla gizemli kadının eşyalarını bıraktığı odada nihayet bu kez kendi hayatına son veriyor 28 Kasım günü. Doğduğu o gün, yine o oda Zebercet'in sonu oluyor. Hazin bir son... Sevgisiz, ilgisiz bırakılmanın insanı ne hâle getirebileceğini gözler önüne seren bir yaşam öyküsü... "Herkes ak da bir ben mi karayım?" dedirten Zebercet' in yaşarken yok sayılıp sonrasında hafızalarda bu denli iz bırakması oldukça düşündürücü!