Gönderi

Before Adam
Puan vermedi·160 syf.··
2025 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2025 15:32
Rüyada ataların çağında gündüz de insanların varlıklarıyla karışmış bir zihin için gerçek nedir? Şu delilik olgusunu bir yana bırakıp ciddi ciddi düşünelim, rüyada bir yerden düşme hissi (bir ben deneyimlemedim sanırım!) nasıl açıklanabilir? Verilen yanıt kitaptaki varsayım hakkındaki düşüncelerinizi size okumadan önden sunacak. Kitap rüyadaki deneyime şu şekilde yer veriyor (sayfa 10): "Hocanın anlattığına göre bu, ırksal hatıralarımızdan biridir. Ağaçlarda yaşayan uzak atalarımıza kadar uzanan bir geçmişi vardır. Ağaçları mekan tutan atalarımız açısın­dan, düşme olasılığı her daim var olan bir tehlikeydi. Hepsi feci düşme deneyimleri yaşamış, son anda bir dala tutunup kendilerini kurtarmışlardı; birçoğu hayatını bu şekilde kaybetmişti." Hatıra burada kişisel olmakla beraber kalıtsal bir özellik daha kazanıyor, edebiyat kanonlarındaki yapısalcılara uyan tanımıyla ki araya Proust kurabiyesi de katılabilirdi, gerçi o zaman Kayıp Zamanın İzinde'ye daha vardı. Okurken hatırlattığı uyarıyı dikkate almak gerek yoksa baştan savma olacak atalarının düşünme kapasitesine(?) göre rüya görüldüğü sanılacak ancak o kendi zihniyle rüyasındaki benliği içine alıyor ve alıntı bunu doğruluyor: "Modern insan olan benim, rüyalarım aracılığıyla Kocadiş'in (rüyadaki ana karakterin) gözle­rinden bakarak gördüklerimin anlatımıdır bunlar." (...) "Asırların ardından dö­nüp geriye bakarak öteki benliğim Kocadiş'in duygularını ve güdülerini ölçüp biçen, analiz eden kişi, modern insan olan benim. Kocadiş, kendi duygu ve güdülerini ölçüp biçmeye ve analiz etmeye kafa yormazdı. O basitliğin kendisiydi. Sadece olayları yaşar, o olayları neden o şekilde, neden genellikle düzensiz ve değişken biçimde yaşadığı üzerine hiç düşün­mezdi. Oysa ben, asıl benliğim, büyüdükçe rüyalarımın özüne giderek daha çok girmeye başladım. İnsan bir rüya görür­ken, hatta rüyanın ortasında bile rüya görmekte olduğunun farkına varabilir ve eğer bir kabussa, bunun sadece rüya olduğunu düşünerek kendini rahatlatabilir. Hepimiz bu tür bir deneyimi mutlaka yaşamışızdır. İşte aynı şekilde modern insan olarak ben de sıkça rüyalarımın içine giriyor, böylece hem aktör hem de izleyici gibi tuhaf bir ikili kişilik kaza­nıyordum. " Ayrıca baş karakterimiz gibi onun eski versiyonu Kocadiş'te aynı durumdan muzdaripti: "Kocadiş'in de kendine ait bir ikinci benliği vardı ve o uyuduğu zaman ikinci benliği, rüyalarında kendi geçmi­şini görüyordu. Kanatlı sürüngenlerle ejderlerin birbirlerine saldırdığı zamana, bu mücadelelerin çok daha öncesine, kü­çük memeli kemirgenlerin zamanına, hatta çok daha öncesi­ne, karada canlı yaşamayan çağlara, ilkel denizlerin kıyısın­daki balçık tabakasına kadar gidiyordu bu rüyalar." Pleistosen adı (rüyada geçen dönem), Antik Yunanca "en çok" anlamına gelen "pleistos" ve "yeni" anlamına gelen "kainos" kelimelerinin birleşiminden türetilmiş, bu dönem ile günümüz çağının aslında birer özünde kainos olup dönemi aşan bilinç kavramıyla rüya yorumlanabilir, diye düşünüyordum ilk sayfalarda dönemden bahsedildiğinde ki az buçuk yaklaşmışım. Eğer atalarından biri olarak kendisi rüyada bulunuyorsa ve kendisinden başkası bulunmuyorsa bu evrensel pleistosunda kendi kainosu yani karakterin tabiriyle hilkat garibesi (mutasyon demeyelim). Kendisini atavismden muzdarip görüyor ki nimet gibi de gelemez kabusları. Belki de hatırlamayan bizlerizdir. Şu Bay Hiç Kimse filmindeki son insan belki de biz değilizdir, sonuçta her rüya hatırlanmaz, aslında unutulmadığından hiç yokmuş gibidirler, kelebekler misal. Sadece bir gün ömrü var efsanesine kapılmasaydık acır mıydık? Bu kadar göze batar mıydı? Efsaneler ne kadar yaşarsa o kadar seve seve doğrusunu bildiğimizi aldatır yine gerçeğimizle oynamayı severiz bu rüyalar içinde kısmen geçerli olabilir ki Kocadiş'in ve modern baş karakterin rüyaları spekülasyonun dışına nasıl çıkabilir ki? Masaya delaleti koysanız alacağınız ancak bildiklerinizden öteye çıkamaz yine de bildiklerinizi bilmektir deneyim bu bile kabuslara değer mi peki? Ademden önceye sormalı ki bildiklerimizin de ne kadar bildiğimiz konusundaki tartışmalarına ışık tutan şu anlatıyla bizi gerçekliğin saydamlığıyla yazar baş başa bırakıyor: "Aslında Ateş İnsanlarının göçünün ne büyük felaketlere yol açtığını tam olarak dile getirmenin imkanı yok. Şahsen bu göçün Halk'ı imha ettiğini; gelişip insana doğru evrile­bilecek daha düşük bir yaşam formu sınıfı olan Halk'ın bu şekilde erken budandığını, nehrin denize kavuştuğu yerde kükreyen dalgaların içinde eriyip yok olduğunu düşünmü­şümdür." Düşünceden öteye gidilemeyecek konularda bilmek asla tek başına yetmez, gerçekliğin bu gibi saydamlığı ancak üzerine örttüğümüz çerçeveden bize gözlük çıkartabilir, bunu satıp satmamak size kalmıştır ama dikkat edin özgünlük çerçeveyi dansa kaldırmalı aksi taktirde siz dahi bir vakitten sonra gözlüğünüzü bir kenara atıp özümsenmeyen fikri muğlaklığa boğabilirsiniz. Bu boğuntu tesadüf seçkinize pekala uyabilir. Kitap tesadüf diye adlandıran modern insanın atalarından kalma 'rastlantı' keşiflerine de değindi ki bu küçük ama oldukça etkili bir ayrıma dikkat çekiyor: Anlam yarattığındaysa tesadüftür ama her zaman bu rastlantı değildir: "İşte kurtuluşumuz böyle oldu. Sadece bir rastlantıydı, hem de ne rastlantı." (Tesadüf değil!) Ama paragrafın gerisi tesadüf hatta spekülasyon: "Olay başka türlü gelişse Kızılgöz'ün elinde ölüp giderdim; zamanın üzerine köprü kuramaz, ga­ zete okuyup elektrikli tramvaya binen ve elinizdeki kitap yazıldığı sırada bile geçmiş olayları anlatan başka öyküler de kaleme alan torunlarıının yaşadığı binlerce asır ötesinin düşünce yapısına ulaşamazdım." Yarattığımız anlamlardan kaçamayacağımızı vurgulayan kitap eski çağlarda bile bunun aynen geçerli olduğunu söylüyor belki de tarif edemediklerimiz ilkel yanımızdan kalmalıdır. Boş Gemiler'in dediği gibi: "Ne söylesen boş, beni göremezsin İçinde bir ses ama seçemezsin " gibi. Karakterler hakkında: Tezcanlı günümüz insanının bir kısmının ayrık kesmini teslim ediyordu, Ateş İnsan'ından ayrılmış ancak o soya ait. Özden kaçmak değil özünü yaratmaktı mesele. Ateş İnsanları'na gelince. Adlarına bakayım. Ateş. Bacon haklıysa ve eğer güç bilgiyse ateş onlarda diye Zeusçuluk oynayamam. Kızılgöz denen bir yaratıktan da bahsediliyordu, rüyalarından hâliyle kitaptaki Longdon anlatımının son cümlesi şuydu: Kızılgöz işte, evrimin geri halkası. Alıntı Ateş İnsanlar'ıyla aynı masaya vardığı paragrafın dibindeydi. Düzen için bazen sentez değil devrim gerekir, Kızılgöz hep iri ve korkunç betimlendi ancak o da korktu ve bu yeniyi geciktirecektir zira kitapta Kocadiş ve soyu Ateş İnsanlar'ından kaçmakta. Daha önce hiçbir yerde adını duymadığım anlatılmayan edebiyat türünden biriyle de böylelikle karşılaşma fırsatım oldu açıklamalar kısmında: "Sonradan prehistoric fiction ( "tarihöncesi edebiyatı" veya biraz zorlayarak "taş devri edebiyatı" olarak çevirebiliriz) adını kazanan bu edebi türün kurucu metinlerinden biri de Adem'den Önce'dir." Anlatılmayan o kadar çok şey var ki... Kitap doğrudan soykırıma yergi sunmaz ama bunu okumamızı, görmemizi yani temaşa etmemizi ister: "Kitapta bu türün yaptığı şey, yani Halk'ın mağaraları­nı ele geçirmek için onları sistematik biçimde öldürüp yok etmesi, gerçekten de Homo sapiens'in karakterine uyuyor. Jack London dünyanın bu ilk soykırımını anlatırken Homo sapiens'in diğer insan türlerini yok ettiğini bilmiyordu çün­kü bilim bu tür bilgileri çok sonra ortaya çıkaracaktı. Ama 1876 doğumlu London, ABD'de devletin 1860'lardan 1 890'lara kadar sistematik olarak sürdürdüğü Kızılderili­lere yönelik zorla göç ettirme ve soykırım politikasına ta­nık olmuş olmalı. Tahminlere göre sadece bu dönemde on binlerce ile yüz binlerce arasında değişen Kızılderilinin yok edildiğini, bazı kabilderin tümüyle ortadan kaldırıldığını, o mağrur, kendine güvenli, doğayla barışık insanların binler­ce yıldır sürdürdükleri hayat tarzına hiç uymayan yerlerde azalmış, ezilmiş, onurları kırılmış halde yaşamaya mecbur bırakıldığını görmüş ve buna tepki duymuş olmalı. (Kolomb öncesinde bugünkü ABD topraklarında 7 ila 20 milyon ol­ duğu tahmin edilen Kızılderili sayısının 1890'larda 200 bine kadar indiği düşünülüyor. Günümüzde dört milyon civarın­ da.)"
İnsan ve Hayat
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
·
108 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.