Selam kitapseverler, gününüz hoş olsun. 𓂃 ࣪˖ ִֶָ𐀔
Bugün uzun süre okumaktan korkuğum ve tam olarak bir ayda bitirdiğim artık elimde çürüyen Notre Dame'ın Kamburu hakkında konuşacağım.
Bu incelemeyi üçe ayırmayı düşünüyorum çünkü okurken ben de üç ruh hali arasında geçiş yapmış gibi oldum.
Öncelikle Victor Hugo'nun bu kitabı Notre-Dame yıkılmasın diye bir protesto olarak yazmış olmasına değinmek istiyorum. Bu beni çok etkiledi çünkü bazen "aksiyon almak sözlerle anlatmaktan çok daha iyidir." Dünyanın en nahif devrimi, en zarif karşı çıkması olmuş bu bence.
Kitabı fransızca okumam gerekeceği için okumaya başlamıştım biraz da, fakat okudukça gerçekten çok sevdiğim kitaplardan biri oldu. Latince cümlelerin bazılarını anlayabildiğimi fark ettim. Bu da gerçekten iyi hissettirdi. Bir dilci olarak benim için kitapta geçen orijinal latince veya herhangi başka bir dilde yazılmış cümlelerin orijinalinin verilerek çevirilerinin ise aşağı dipnot olarak geçilmesi önemlidir.
Kitabın başlarında, oldukça fazla kilise betimlemeleri okumak başta biraz canımı sıkmıştı. Zaten reading slumptan yeni çıkmıştım ve bu da beni zorluyordu ama kitabı bırakmadım elimden asla. Gerektiğinde betimlemeleri tekrar tekrar okudum ve her biri, beni hiç görmediğim bir kiliseye aşık etti diyebilirim. Güzel olmayanı bile mükemmel bir dille anlatan yazar, eski püskü kiliseyi büyülü bir şatoyu anlatırmışçasına büyük bir heyecanla anlatıyor, bazı kısımları ağzım açık okudum.
Kitabın ortalarında, Quasimado'nun Notre-Dame'a olan bağlılığını çok sevdim. "Çirkin" bir şeyin, "çirkin" bir şeyi evi olarak görmesine onun bir parçası olmasına resmen kalbimi bıraktım. Artık yavaş yavaş karakterler bende derinleşti ve kitaba tam anlamıyla odaklanabildim.
Kitabın son kısmındaysa, olaylar birden çorap söküğü gibi gelişti ve takip