Puan vermedi·304 syf.····Okunma: 18 Aralık 2025 20:10 Onu Sevdiğim Zamanlar, sessizliğin en derin yerinden konuşuyor ve unutan bir ülkeye, hatırlamayı hatırlatıyor!
Kemal Varol'un bu kitabında, beni en çok şaşırtan ve etkileyen şey; Erkek bir yazarın, kadın bir anlatıcıyı bu kadar iyi yazabilmesi oldu. Üstelik bu kadın bir Fransız. Bir kadını bu kadar iyi gözlemleyebilmiş olması gerçekten muazzam bir detaydı kendi adıma.
Çoklu hikayeler ve çoklu anlatım elbette kitabın merak hissini uyandırmada oldukça etkili bir de buna Kemal Varol'un şiirsel dili eklenince, ortaya elinizden düşüremediğiniz bir eser çıkmış.
Ülkemizin geçmişinin acılı gerçeklerinden, dünyanın acımasız gerçeklerine büyülü bir yolculuk, 'Onu Sevdiğim Zamanlar'.
Bir noktada birleşen hikayenin Paris ayağında, ana tema; vicdan, aşk, ve göç meselesi. Hikayenin anlatıcısı Eleonore, göçmen sorununa farklı bir bakış açısı ile yaklaşmamızı sağlarken, bir yandan da aşkın kırılganlığını ve vicdan ile hareket edebilmenin ışığıyla yolumuzu aydınlatıyor. Bence kadın olmanın en güzel tarafıdır salt cesaret.
Bir de romanın kalbi olan, ve yazarın önceki romanlarından da tanıdığımız, bildiğimiz Arkanya ayağı var. Makam dağının güzel çiçeğiyle hafızamıza yer eden Arkanya. Buradaki anlatıcımıza gelince biraz güvensizlik duygusunu elden bırakmamak gerekli :) Arkanya'da bize verilen ana tema ise; çocukluk, travma, savaş ve aile bağları.
Herkesin bir hikayesi var en nihayetinde ve asıl önemli olan, birbirimizin hikayerinde, birbirimizi ne kadar anlayabildiğimiz, anlayabilmek için tam da sustuğumuz yerden bakabilmemiz.
Kitabı bitirdiğimde, yakın zamanda okumuş olduğum ikizler üçlemesi ile oldukça etkili teknik benzerlikler hissettim.
Roman boyunca hem birey, hem toplum üzerinde savaşın yıkıcı etkilerini görmek mümkün. Doğunun suskunluğunu, Batının soğukluğunu, aşkın kırılganlığını ve Anadilinden uzaklaştıkça insanın yersizleşmesini, iç içe geçirerek, insan kalabilmenin inceliklerini anlatıyor bize sevgili yazarımız.
Metinler arası metin kısımları da kitapta en çok hoşuma giden yerlerden oldu. Kara Sis kitabının sessizliğini, İnce Memed'in yiğitliğini, Proust'un kurnazlığını, Agota'nın kimliksizliğini ve Dostoyevski'nin psikolojik derinliğini dantel gibi işlemiş kitabına Varol. Yaşar Kemal hayranlığınız da tebessüm ettiriyor :) ''Yarpuz'' kelimesini duyunca kimin aklına ''Karpuz'' gelmiyor ki Ken-nan :)
Ben de tüm mükemmel uyumlanmış alıntılar bir yenisini eklemek istedim nacizane :)
''En hüzünlü kitaplardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır'' (Agota Kristof)
Kitabın sonunu keşke okumasaydık Eleonore :(
Bu kitabın bende bıraktığı his; sessizliğin sesi, suskunluğun gücü.
Keyifli Okumalar.