Kemal Varol

Kemal Varol

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.5
1.625 Kişi
okuyor-dolu
4.779
Okunma
v3_begen_dolu
402
Beğeni
goz
16,7bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Yazar
Doğum
Diyarbakır, 1977
Yaşamı
1977 yılında doğdu. Edebiyata şiirle başladı. Yas Yüzükleri (2001), Kin Divanı (2005), Temmuzun On Sekizi (2007) adlı şiir kitapları Bakiye adıyla toplu şiirler olarak kitaplaştı. Jar (2011), Haw (2014), Ucunda Ölüm Var (2016), Âşıklar Bayramı (2019) adlı dört romanı ve Sahiden Hikâye (2017) adlı bir hikâye kitabı yayımlandı. ABD ve Fransa’da da yayımlanan Haw romanıyla Cevdet Kudret 2014 Roman Ödülü ile Pen Amerika 2017 Çeviri Ödülü’ne, Sahiden Hikâye adlı ilk hikâye kitabıyla 2018 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görüldü. Âşıklar Bayramı romanı, Dünya Kitap tarafından 2019 Yılın Telif Kitabı seçildi.
227 syf.
Aşıklar Bayramı
" Her baba, aslında bir imadir oğluna. Mevsimler, yıllar ve hayat, Ah, böyle böyle geldim huzura, Çiğnedim babamın sancı sırtını, Gittim raylarda unutulan hikayelerin kahrına. Ben o dişi taşların oyuklarında duaydım artık.. Alışır, alışır diye düşünürken, Merak oldum ona. ... Anneler erken, Ölümlerine yakın sevilir, babalar..." Aşıklar Bayramı... Kategorisine roman denip geçilmiş... Lakin esasen bir destan... Bir yönüyle okuruna aşkı iliklerine kadar hissettiren bir aşk romanı: Baba aşkı, evlat aşkı, yar aşkı, yaren aşkı, saz aşkı, ezgi aşkı, heves aşkı.. Diğer bir yönüyle de okurunu hem reel hem de mecazi anlamda diğer diyar diyar gezdiren bir yol romanı: Diyarbakır'dan Kars'a, hasretten vuslata, yaşamdan ölüme uzanan... Kemal Varol, derdi olan, gamlı bir yazar... Okuduğum tüm kitaplarında bunu çok net olarak hissettim. Kendisine yürekten hayran bir okuru olarak, onunla aynı dili konuştuğumuz olgusu da su götürmez bir gerçek.. Bir masada karşılıklı otursak da "Hadi Kemal ağabey, ben anlatayım, sen yaz desem.. beni Yusuf kimliği altında ancak bu kadar yalın, bu kadar gerçek anlatabilirdi.. Kİtabı okuma sürecim boyunca nasıl eziyet çektiğimin izahı ise elbette ki mümkün değil. Okuyanlar anımsayacaktır, yazarın Jar ve Ucunda Ölüm Var adlı kitaplarında kısmi olarak da olsa göze çarpan baba oğul hikayesi, Aşıklar Bayramı kitabında tam olarak vücut buluyor. Gerek dünya, gerekse Türk edebiyatında çok alışık olduğumuz bu izlek, bu eserde okuru bambaşka bir açıdan yakalıyor. Geleneksel ve modernizmi hakkıyla harmanlayan Kemal Varol, kulaklarımızı sağır edercesine, "Toplumcu gerçekçi edebiyat ölmedi, ben varım" diye bağırıyor. Yusuf tam emin olamamak ile birlikte, kuvvetle muhtemel doğruluğuna inandığım perspektif ile ismini Yusuf kıssasından alan baş karakterlerimizin birincisi. Tıpkı bir kuyuya terkedilen Yusuf Peygamber gibi, babası tarafından terk edilmiş; kimsesizlik içinde kendi çabalarıyla bir yere gelmiş, kimliği nedeniyle işkencelere maruz kalmış, cezaevinde konaklamış, şimdi ise ağır ceza avukatlığı yapmakta olan 25 yıldır babasına hasret bir oğul Yusuf... Babasızlığın ve yaşadıklarının olumsuz etkileri, hayatının her aşamasına zuhur eden Yusuf'un hikayesi, kendisi ile çelişkiler yaşadığı ve iç hesaplaşmaları ile yüzleştiği bir gece ansızın çalan kapı zili ile başlıyor: "Babam tam tamına 25 yıl sonra bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu kapının önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu." Yusuf gibi dert sahibiyim ben de, Onun gibi yaralarım var benim, Onun gibi küllenmiş acılarım.. İlkokul çağlarımdayken beni ardında bırakan babam, tam da 25 sene sonra seslendi bana, Tıpkı Heves Ali misali... Sesine kayıtsız kalmayı çok isterdim, kalamadım, Tıpkı Yusuf misali... Lakin Yusuf misali soğukkanlı, Yusuf misali kararlı olamadım ben. Ne yazık ki kaçılmıyor, ne kaderden ne de kederden...Belki de yaralarıma bu değin dokunması yaktı canımı, bilemiyorum... Ucunda Ölüm Var kitabından aşina olduğumuz Yusuf'un babası heves Ali ise, âşıklık geleneği ile yorulmuş Anadolu'nun bağrından kopmuş, bulunduğu her diyarda, konduğu her çiçekten bal almak suretiyle başka başka diyarlara göç etmiş, üç telli bağlamasına aşık, gezgin bir halk ozanıdır. Ardında hep gönlü kırık bir kadın, yarım kalmış bir sevda bırakan Heves Ali, ona biçilen 83 senenin sonunda heveslerini almış mıdır bilinmez.. Bilinen tek gerçek var ise o da aşklarının ve sevdalarının özünde asla heveste kalmamış olduğu... Bu dünyadaki son cümlesini, oğluna bağlamasını uzatarak "Şunu tutar mısın" şeklinde kuran Heves Ali, heveslerini oğlu üzerinden devam ettirmeyi arzulamış ve bana bu bağlamda kesinlikle ; "Beni babamın ayacuna gömün" vasiyetinde bulunan Neşet Ertaş'ı çağrıştırmıştır. Tüm bu çağrışımlar bile şahsım adına, Kemal Varol' a bir teşekkür sebebidir. Aşık Veysel, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Ruhi Su ve aklıma gelmeyen nice ozanlarımız, bu vesile ile ruhlarınız şad olsun... Kah Kur'an-ı Kerim'den, kah Kültigin Anıtı'ndan, kah Yağmur Atsız'dan, kah Pink Floyd' dan, kah anonim halk türkülerinden, kah Karacoğlan'dan, kah Faulkner'den seçtiği muazzam epigraflarla, çok sesli ve çok kültürlü bir yazar olduğunu okurunun gözlerinin önüne seriyor Kemal Varol. Beni en derinden etkileyen bir başka özelliği ise eserlerinde metinlerarası tekniğine hallice yer vermesi. Üstelik de bunu, zaman zaman öz metinlerarasılık olayına çevirmesi, olayı bambaşka boyutlara ulaştırıyor. Mesela... Yusuf'un, Kars yolculuğu sırasında arabada bulduğu ve arabanın camından cezaevi inşaatında doğru savurduğu, Yıldız'a ait o tek kızıl saç telinin, bir vakit sonra Kara Sis'ler arasından çıkıp gelen Barana'ya yaren olmasının güzelliğini ve önemini inkar edemez. Geleneklerimize ve öz kültürümüze layığı ile bağlı olan Kemal Varol, öyküsünü doğal olarak türkülerle yoğuruyor. Kimi zaman olduğu gibi alıyor, kimi zaman ise kurguya uyarlayarak metne yediriyor türküleri. Kazancı Bedih'in nefis yorumu ile can bulan "Tükendi Nakti Ömrüm" gazeli ile açılışını yaptığı hikayesini, Pir Sultan'ın ölümsüz dizelerinden uyarlanan Sultan Suyu türküsü ile sonlandırıyor. Kazancı Bedih'e olan saygı ve sevgisini ise, üstadın ismini, bir ahde vefa örneği sergileyerek, karakterin kendisine kucak açan ve onu şekillendiren, hiçbir sıkıntısında onu yalnız koymayan müzik öğretmeninin ismine vererek göstermiş oluyor. Dünya edebiyatında baba ve oğul temini en iyi işleyen eserlerden birisi olan 'Babaya Mektup" eserinden bir pasaj ilave ederek de, Kafka' ya verdiği değeri bizlere gösteriyor. Babası ile bir arada büyüme şansı bulamayan Yusuf'un, bu ayrılığa, bu yokluğa rağmen yine de babası Heves Ali'nin birtakım mizacı özelliklerini kendine aldığını gözlemliyoruz. Kimi olayları ve kimi insanları, babası gibi yarım bırakmayı, onlardan kaçmayı tercih eder Yusuf hayatının bazı aşamalarında... 15 sene önce hiç sebepsiz, hesapsız ve açıklamasız terk ettiği Aylın, hayatına giren onlarca kadına rağmen kapanmayan yaralarından biridir Yusuf'un. "Aylin" değil efendim, dikkatinizi çekerim; "Aylın"... Zira bu sevdanın "i'' si, zamana ve ayrılığa yenik düşerek kaybolmuştur. Ulaşamayacağını bile bile ona mektuplar yazar Yusuf. Öyle sıradan değil bunlar... Dokunaklı, saf, samimi ve en önemlisi de ayan beyan redifli mektuplar.. Altını çizmek istediğim çok önemli bir konu da, yazarın sosyal meselelere, dozajını muhteşem düzeyde ayarlayarak değinmiş olması...Yani Kemal Varol, suya sabuna dokunmayan, tabiri caizse 'omurgasız yazar' lardan biri asla değil! Ülkemizin şahitlik ettiği Ermeni Tehciri, mezhep çatışmaları, sıkıyönetim dönemlerinde bilhassa doğuda karşılaşılan kontrol noktaları vakaları, askeri barikatlar, Bingöl Anıtı, Diyarbakır'daki yıkık sur içi vb gibi meselelere, satır aralarında değinerek, gerekli yerlere gerekli göndermeleri yapmış olması, şahsım adına muazzam detaylar. Kitabın ismi ise bende apayrı bir muammaya sebebiyet verdi. Aşıklık malumunuz bizim folklorümüzün en başat ögelerinden biri. Olay örgüsü de Kars'ta gerçekleştirilen bir aşıklar bayramında nihayet buluyor. Öyle sanıyorum ki, kitap ismini bu gelenekten almış olamaz, olmamalı.. 25 yıllık bir hasretten sonra, acısıyla tatlısıyla, kırgınlık ve kızgınlıklarıyla rafa kaldırılıp, canı gönülden birbirine sarılarak vuslata eren bir baba oğulun bayramıdır bence Aşıklar Bayramı... Şahsi tercihlerim doğrultusunda, çevresine pek kitap tavsiye eden bir okur değilim. Lakin bu kitabı, öğrencilerime zorunlu tuttum, üstelik de vize notlarının % 30'unu kapsayacak derecede. Varın gerisini sizler düşünün. Ne kadar anlatsam da sizlere eserin güzelliğini ve detaylarını aktarmam sözkonusu olamaz. En iyisi mi, kitabı edinip, okuyun ve bu hazdan eksik koymayın dimağınızı... Sevgili Kemal Varol, sesimi duyacağınız ümidi ile, duruşunuz, emeğiniz, samimiyetiniz, özveriniz, nezaketiniz ve hepsinden önemlisi "sesime ses olduğunuz" için yürekten teşekkür ediyorum size. Sağ olun, var olun, hep bizimle olun...
kamera
Aşıklar Bayramı
yildiz
8.8/10 · 1.437 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
264 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bir ağacın yasını tutmayı öğrenmek isteyenlerin buluştuğu avlu..
kamera
Kara Sis,
hapishanede geçmesi, alttan siyasi mesajlar vermesi ve tanıdık hikayeleri bu kadar gerçekçi anlatması dolayısıyla bana Yılmaz Güney filmlerini hatırlattı. Kitabın sayfalarını çevirirken Candan İleri'nin menekşe tohumlarını örseleyecekmişim, Barana'nın avluda bulduğu saç telini düşürecekmişim gibi hissettim. Kitaptaki her bir sayfa bir iç çekişti, umutların can çekişleri, hasretlerin, pişmanlıkların yankıları.. Altı kişilik bir koğuş, acılar, suçlar arasında.. o kadar insani, o kadar bizden olan hikayelerin arasında kendimi gördüğüm tek şey; hapishaneden görünen kavak ağacıydı. Barana'nın aslında "dışarıda" onlar gibi mahkum olmayan, o soğuk duvarların içinde, acımasız gardiyanların arasında olmadığını düşündüğü, onu izleyerek hayal kurduğu kavak ağacının aslında içeride, onlar gibi sadece köklerine mahkum değil ayrıca duvarlara da mahkum olduğunu gördüğünde duyduğu hayal kırıklığı.. Ben o kadar acımasız insan arasındaki o kavak ağacıyım, çünkü yaşamda insanlara verebileceğim en büyük zarar bir yanılmasadan ibaret olan hayal kırıklığı olabilir.. Keşke Barana'nın yazdığı mektuplar için ayrı bir kitap olsa, sadece bir saç teline yazılan onca kelimenin anlamı dökülse sayfalara..
kamera
Kara Sis
kamera
Kemal Varol
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.7/10 · 526 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
227 syf.
Kitap nasıl başladı nasıl bitti anlamadım. Akıcı, akıcı olduğu kadar sarsıcı. Uzun zamandır beni etkileyen, bir duygudan diğerine taşıyan bir kitap okumamıştım. Kemal Varol' un tarzını, dili kullanışını, duyguları hayata ve yazıya aktarmasını sevdim. Yeni tanıştığım yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Gelelim kitaba bir baba ile 25 yıl sonra biraraya gelen oğlunu anlatıyor. Baba gezgin bir aşık, türküleri gittiği tüm yörelerde bilinen, sevilen sayılan bir usta. Oğul 40 yaşında başarılı bir avukat, kalbinden söküp atamadığı sevdası, yaşadığı günlük ilişkiler, klasik şehir hayatı içinde günlük koşturmacaları olan biri. Babasının bir gece vakti ansızın gelmesi ve yaşadıkları olağanüstü yolculuk. Sanki o yolculukta üçüncü kişi gibi hissettim kendimi o kadar gerçekti, o kadar samimi. Yıllarca görüşmemenin verdiği mesafe, yaşanmamışlıklar, pişmanlıklar, söylenmeyen sözler, derin ama yoğun sessizlikler... Kesinlikle tavsiyemdir. Ben bir süre sonra tekrar okumayı düşünüyorum.
kamera
Aşıklar Bayramı
yildiz
8.8/10 · 1.437 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;