Adı:
Haw
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514197
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Belaydık. Bitirimdik. Tuttuğumuzu koparırdık. Bazen ödlek kedilerin peşine düşerdik. Nefes nefese kaçacak bir delik ararlardı. Bazen de sokak sokak gezer, "Ne geçiyon la burdan," diye korkuturduk yabancıları. Betleri benizleri atardı. Onların deyişiyle, itin götüne girmiş gibi olurlardı. Sonuçta insanlarla aramızdaki mesafe açılır ve kimse bir şey vermezdi bize.

Onun adı Mikasa. Melsa'nın âşığı, uzun ince gövdesi, siyah benekleri var, güzel de bir burnu. Makam Dağı'nın, Papaz Gölü'nün adını biliyor. Güneylilerle Kuzeyliler savaşıyorlar, onu da duyuyor. Zamanı söyleyen hikâyeler, kaderi temize çeken melekler, ölmüşlere dualar ve sokakların tarihi...Hiçbiri, Heves Amca'nın Muhterem Nur'u sevdiği gibi Melsa'yı seven Mikasa'yı anlatmıyor. Dağlar gibi hatıralar...Alevli Kalpler Çetesi, Kıtmir Hazretleri, Çavuş Kabba, Burhan Çaçan'ın türküsü, Jandarma Köpek Eğitim Merkezi...Latif Dede, Köpek Cengiz, güzel bir biftek...Teneke çatılar, safralar, tevatürler, mayınlı yollar...Uluyan köpekler ve Adıgüzel, kalplere iyi gelen...Kemal Varol, zamanı aşan bir roman, hüzünlü bir edebiyat bileti sunuyor bize...Haw, sadece yeni değil sıcak ve güzel...
(Tanıtım Bülteninden)
Kemal Varol'un daha önce bir kaç şiirine denk gelmiş sevmiş idim... Haw ilk okuduğum romanı ve haliyle kitabı.
Daha da okumam zaten... Ama okuyabilirim de bilmiyorum.
Kitap benim beklentimin tam tersi istikametteydi. Açık konuşmak gerekirse bir köpeğin gözünden fabl türü okuyacağımı sanmıştım. Hayvanlar çerçevesinde kurulan hikaye ve romanları çok severim. Kitapta sevdiğim özelliklerden bahsetmek istiyorum. Okurken sıkılmadım, hikaye beni içine çekti. Kitap içindeki imgelemeler mükemmeldi Ordaymış gibi hissttirdi. Anlatım- dil, üslupta çok güzeldi. Öykü de farklı ve kendine özgüydü.
Özellikle köpeklerin gündelik yaşamda karşılaştığı zorluklar, aç susuz kalmaları ve barınak koşullarının eleştirildiği sayfalara bayıldım. Hatta ilk 20 sayfaya kadar okuduğumda, en favori kitaplarımdan biri olacağını düşünmüş, 10 puan vermeyi bile düşünmüştüm.

Buraya kadar sorun yok hatta mükemmel.
Devlet her türlü eleştirilebilir, askeri politikalar eleştirilir, insanlar rahatlıkla düşüncelerini haykırabilir. Haykırmalıdır da...
Kitabı okuduktan sonra ufak bir araştırma yaptım hakkında. Türk-Kürt sorununu ele alıyormuş efendim, ardından suya sabuna dokunmadan objektif bir şekilde bu sorunları ele almış mış yazar.
Türk- Kürt sorunu yok terör sorunu var... Bu terör de Kürt sorunu diye kürtlerin üzerine yıkılamaz. ! Ayrıca terör örgütleriyle savaşılmaz, mücadele edilir!...
Devletin tüm kurumlarıyla seri katil, gözü dönmüş canavar, kan emici olarak lanse edildiği,...
Ana karakter Mikasa'nınki (kendisi köpek) terör örgütü bayrağı önünde saygı duruşunda bulunduğu ve hislendiği...
bayraklarda resmi olan gülen, post bıyıklı güneyli başkanın (anladığınız kişi) kaçmasına yardım eden melsanın kahraman ilan edildiği...
Askerlerin avam, ahmak, pinekleyen,esrarkeş, korkak, sapık, hantal, gözü dönmüş canavar olarak betimlendiği...
Çok tarafsız ve ''objektif'' bir kitap valla.
Tüm askerler nedense ha bire bu zavallı köpeciğin yüzüne tüküüyor, dövüyor, sövüyor, esrara alıştırıyor.
Mikasa sevdiği dişi köpek melsa ya kavuşacakken, üst rütbeli bir asker olan turkuaz. ( Acaba neden adı turkuaz) tarafından bunlar ayrıyor. Mikasa köpek eğitim merkezine götürülüyor.. Eziyet görüyor, itiliyor kakılıyor. Aradan vakit geçince, işte turkuaz (insan bu) Mikasaya, Melsa ya tecavüz ettiğini falan söylüyor. Gülüyor, filan. Mikasanın gözünün önüne Melsa'nın ağlayan hali geliyo ben onun oldum falan diye iğrenç iğrenç bi kurgu. ( melsa dişi bir köpek- turkuaz asker). Okumaya bile tahammül edemediğim insan -hayvan-zoofili vakası. Ve bunu yapan asker.
Tuzakladıkları mayını patlatmaya kıyamayan, barış güvercini gerillalar.

Aklı fikri, çarşı iznine gidip, gördüğü ilk geneleve girmek olan, pinekleyen askerler.
İtibarsızlaştırmalar...

Ha bire 3 renge vurgu, o renkli fularlar görünce içlenmeler filan.
Ve sözde bunların hepsi kurgu yersen...

tatlış, insancıl, hayvan hakları, insan hakları ve binimum toplumsal sorunlara duyarlı güneyli, gerillalar...
Gözü çıkacası, kan emici canavar kuzeyliler....
Ve bunların hepsi kurgu... Yersen...

Aba altından Atatürk'e laf sokmalar...

Şehit olan askerin '' al renkli bayrağa'' sarılı naaşına fesatlanmalar, gerillaların cesedi kurda kuşa yem oluyor diye ağlanmalar...
Tam da bir neyi istersen onu anlarsın, ben onu öyle demedim aslında böyle dedim diye çarpıtılacak cümleler var. .



Dediğim gibi hükümete, devlete, askere hatta yeri geldiğinde öğretmenine, annene babana başkaldırabilirsin, eleştirirsin de Her şeyin bir adabı ve haddi var. Sanat yapıyoruz biz burda diye itibarsızlaştırma çalışmaları yapılmış ve yersen bunların hepsi kurgu.... Hep kurgu, hep sanat...
Dilinde Allahu ekber nidası, ellerinde silahlarla zavallı, evine ekmek götürmek için uğraşan insanları kurşunlayan sarkık bıyıklılar.
Beyaz toros ...
Zevk için, masum insanları sokakta yakalayan, çukurlara doldurup yakan özel kuvvetler.
Kendi kendini vuran, askerlerin intikamını zavallı gerillalardan alan diğer beceriksiz askerler.
özellikle kitabın sonunda özgürlüğün dağlarda olduğuna dair bir his beliriveriyor insanın içinde.
Hayal kırıklığımı anlatamam....

Kitap sayesinde '' Bağrı açılmamış küfürler'' de öğrenmiş oldum. Çok güzel ve özgün küfürler vardı ve bunların hepsi kurgu, hepsi sanat....
“Dedem, kesik ayaklarına bakmış kederle. Başını iki yana sallamış, “Hiçbir savaş tam olarak bitmez," demiş.

“Kim bilir, belki de biter!”

Kitap bir köpeğin ağzından yazılmış. Üzerinde durduğu olaylar ise doğuda yaşanan olaylar.
Anlatım dili çok akıcıydı ve vurucuydu, lakin hikayesi öyle okunup geçilecek bir hikaye değildi.
Aslında kitabı merakla okumama rağmen bazı bölümler için olumsuz anlamda yorumlarım
da olmadı değil.
Her ne kadar hikayesi kurgu da olsa , yazarın olaylara yaklaşım tarzı ve kullandığı kelimeleri biraz rahatsız edici oldu benim için...
Bir köpeğin ağzından 90'lı yıllarda doğuda yaşananlar olabildiğince açık ifadelerle resmedilmiş.

Okurken sadece tarihi bir panaroma sunmakla kalmayıp ülkenin doğu batı, terör vs. gibi meselelerinde sorgulamanızı sağlıyor.
Bir köpeğin anlatımıyla fabl türünde eşsiz bir örnek taşımakta Haw. 90'lar Türkiye'si iç savaşın en yoğun olduğu dönemler... Günün koşullarını; acılarını, imkansız aşklarını savaşın yıkıcı ve yakıcı tarafını, Mikasa ile Melsa'nın aşkı çerçevesinde Arkanya sokaklarında bazen de Jandarma Köpek Eğitim Merkezinde yaşananları, Kuzey ve Güneyliler arasında ki sonu gelmez savaşı güzel ve de etkili bir şekilde anlatmakta Kemal Varol.

Kitaptan güzel birkaç alıntıyı buraya bırakmış bulunayım.

"Lafo Dede'nin de dediği gibi zaten aşk, bir ömür geçtiğini sanırken olduğun yerde kalakalmaktı belki de."

“Olmazsa dağlara sığınırız. Savaş başladığından beri kaç kişinin kemiğini sakladı içinde; bizi de taşıyacak, bizi de koynunda saklayacak bir koyak bulunur elbet. Dağlarda saklanırız. Doğa taraf tutmaz çünkü. Kendisine sığınanların haklı ya da haksız olduğuna bakmaz.”
Kitap bir köpeği anlatıyor. Ama bir bakıma da bizden birini hatırlatıyor. Kafka'nın örümceği gibi bir köpek zira bu. Doğuyor, annesinin sıcak kucağından kopup sokaklara düşüyor, çetelere karışıp ergenlik yapıyor, aşık oluyor, askere bile gidiyor. Onun yaşadığı şeyleri dinlerken bazen köpek olduğunu unutuyorsunuz. Hele ki köpek hikayenin bir yerinde sigara bile içiyorken işler daha fantastik hale geliyor. Bizi bize anlatmak için ilginç bir yol seçmiş yazar. Meraklısına öneririm.
Bu kitabı tek bir kelime ile tarif etmem gerekseydi ''özgün'' derdim. Hikayesi, ana (aslında baba olan :)) karakteri ile içinizde bir yerleri sızlatıyor ve gelişen olayları farklı bir açıdan gösteriyor size. Her insanın içindeki hayvanın ve her hayvanın içinde bir yerlerde barındırdığı insaniyetin kısa bir anlatısı gibi kitap, her ne kadar roman kategorisinde olsa da. Güzel bir deneyimdi, farklı şeyler arayışında olanlar bir göz atabilir.
Allah'ın sessiz kullarıdır hayvanlar..Gün gelecek hepsi dile gelecektir..Adeta köpeklere bahsedilmiş ,onların sesi olan ve bir sokak köpeği olan Mikasa'nın hayat hikayesine ve onun Melsa'ya duyduğu büyük aşkına değiniliyor..Ayni zamanda hayvanları sevmemiz, onlara değer vermemiz ve onları beslememiz gerektiğini de bizlere gösteriyor ..Tavsiye ediyorum..
Kemal Varol ile ilk Ucunda Ölüm Var adlı muhteşem kitabıyla tanışmıştım. Ardından da geçtiğimiz ay Sait Faik Hikaye Armağanını kazanan Sahiden Hikaye kitabını okudum. İkisi de benim için çok özel kitaplardır, Kemal Varol da özel bir yazar. Ancak bu kitabını okumaya biraz çekinerek başlamıştım. Yazarın bayılarak okuduğum iki kitabından sonra ya onlar kadar etkilenmezsem korkusu vardı içimde, bir de kitap hakkındaki bazı yanıltıcı eleştiriler..

Kitap Mikasa isimli bir köpeğin gözünden bir ülke panoraması. Ben bazı ayrıntıları gereksiz uzatılmış olarak bulsam da yine bayıla bayıla okudum. Herkesin kolaylıkla sindirebileceği bir konusu yok evet ama gözünüzü kapatıp barınağın orada olup olmadığını, orada deniz mi yoksa dağlar mı olduğunu hayal etmek size kalmış..

Sıra geldi JAR'a.. Biraz tersten mi gidiyorum ne:)
İlginç ve şık bir anlatım. Bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Kişileştirme faklı ve hikaye etme biçimi alışılmadık türden. Farklı bir tarz sunuluyor.
Bir fabl sadeliğinde yazılmış gerçek bir dönem panoraması sunuyor. Başlarda sıkıcı geldiğini kabul etsem de giderek arka plandaki Türkiye hikayesi ve Mikasa'nın savaş konusunda söyledikleri gerçekten etkileyici. İnsanın savaşlar karşısındaki anlam arayışını bir köpeğin ağzından bir hayvanın bakış açısıyla yansıtıyor oluşu dikkat çekiyor.
İşin ilginç tarafı okurken bu köpeğin düşüncelerine hak veriyor, bir süre sonra onun bir köpek olduğunu unutuyorsunuz. Anlatımındaki sadelik biraz sabır gerektirecek türden ama bunun da fablın çocuksu masumiyetini korumak için bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum.
Kemal Varol, edebiyata siirle başlamış bir isim. Kitaplar üzerine yazdığı yazılardan tanıdım ben kendisini. Haw, bir köpeğin gozunde,n doğuda yaşananların anlatıldığı başarılı bir roman.
Kemal Varol idefix' en iyi 50 kitap listesiyle tanıştığım bir yazar, sitenin geçen senenin en dikkat çeken kitabı olarak nitelendirmesiyle birlikte okuma fırsatı buldum. Bir köpeğin bakış açısıyla ülkenin doğu-batı fotoğrafını görmekteyiz. Öyle güzel bir anlatım var ki kitapta, tamamen köpek moduna geçip gerçekten de o gözle bakabiliyorsunuz. Bitirdikten sonra köpeklerle konuşmaya bile başlayabilirsiniz :) alt metinde ise Türk-Kürt sorununu ele alıyor. Pek suya sabuna bulaşmadan bu konuyu kitaba yedirmiş, sadece bir kaç noktada eleştiriler yer alıyor.
Genel anlamda Murat Uyurkulak tadı aldım. Ancak onun kadar sert değil dili. Kurgu olarak da 2 karakter kullanarak değişim sağlanmış ve sıkıcılık azaltılmış. Sonunu ayrı bir beğendim.
Hoş bir kitaptı ve sanırım etkileyici kitaplar listesine girmeye hak kazanıyor.
“O gözyaşları ne peki ?” diye sormuş Adıgüzel.
“Hatıralarım,”demiş dedem, “onlar benim hatıralarım.Çünkü ağlarken,gözyaşı değil,aslında hatıra döker herkes!”
Kemal Varol
Sayfa 116 - İletişim
"Onlar benim sessiz kullarımdır.
Mahşer günü hepsi dile gelecek."
Allah
Kemal Varol
Sayfa 5 - İletişim
Eğer bir yeriniz acıyorsa, onu dindirmenin yegane yolu o acıyı başka bir acıyla değiştirmekti belki de. Açlıktan değil de bütün gün yürümekten bitap düştüğüme kendimi inandırıp midemdeki boşluğu ancak yürüyerek giderebileceğimi düşündüm.
Kemal Varol
Sayfa 165 - iletişim
Lafo Dede'nin de dediği gibi, zaten aşk, bir ömür geçtiğini sanırken olduğu yerde kalakalmaktı belki de.
Kemal Varol
Sayfa 62 - iletişim
'' Bana da versene biraz,'' demiş Akbaş.
Ardından da gözlerini dedemden kaçırarak yere bakmış ve beş mahcup kelime dökülmüş salyalı ağzından:
'Hiç biftek yemedim bugüne kadar.''
Kemal Varol
Sayfa 155 - iletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Haw
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750514197
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Belaydık. Bitirimdik. Tuttuğumuzu koparırdık. Bazen ödlek kedilerin peşine düşerdik. Nefes nefese kaçacak bir delik ararlardı. Bazen de sokak sokak gezer, "Ne geçiyon la burdan," diye korkuturduk yabancıları. Betleri benizleri atardı. Onların deyişiyle, itin götüne girmiş gibi olurlardı. Sonuçta insanlarla aramızdaki mesafe açılır ve kimse bir şey vermezdi bize.

Onun adı Mikasa. Melsa'nın âşığı, uzun ince gövdesi, siyah benekleri var, güzel de bir burnu. Makam Dağı'nın, Papaz Gölü'nün adını biliyor. Güneylilerle Kuzeyliler savaşıyorlar, onu da duyuyor. Zamanı söyleyen hikâyeler, kaderi temize çeken melekler, ölmüşlere dualar ve sokakların tarihi...Hiçbiri, Heves Amca'nın Muhterem Nur'u sevdiği gibi Melsa'yı seven Mikasa'yı anlatmıyor. Dağlar gibi hatıralar...Alevli Kalpler Çetesi, Kıtmir Hazretleri, Çavuş Kabba, Burhan Çaçan'ın türküsü, Jandarma Köpek Eğitim Merkezi...Latif Dede, Köpek Cengiz, güzel bir biftek...Teneke çatılar, safralar, tevatürler, mayınlı yollar...Uluyan köpekler ve Adıgüzel, kalplere iyi gelen...Kemal Varol, zamanı aşan bir roman, hüzünlü bir edebiyat bileti sunuyor bize...Haw, sadece yeni değil sıcak ve güzel...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 88 okur

  • Uğur
  • Tuğba Çakmak
  • İklim
  • Seyhbani
  • Doğan Yalçın
  • Ayşegül Gül
  • Muhtesim Yiğit
  • Mir botan
  • Mustafa Yıldız
  • Tuğçe karaman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%16.2
25-34 Yaş
%40.5
35-44 Yaş
%37.8
45-54 Yaş
%2.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.2
Erkek
%58.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (8)
9
%15 (6)
8
%27.5 (11)
7
%17.5 (7)
6
%10 (4)
5
%5 (2)
4
%2.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%2.5 (1)