·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Aralık 2025 00:40 “Evlenip aynı çatı altında yaşıyorlar diye karı-koca olur mu insanlar ?” diye soruyor yazar.
Ve evet, olmuyorlar, olamıyorlar..
Karı-koca olmadıkları gibi; belki de yüreklerinde taşıdıkları büyük sırlar, derin yaralar, kendilerine bile itiraf etmeye cesaret edemedikleri o küçük boşluktaki cümleler yüzünden, kendilerini herhangi bir sıfata sığdıramıyorlar. Hatta belki de insan olmayı bile tam anlamıyla becerememişken, bir “aile” tanımına nasıl sığsınlar?
Bu kitapta, aile olmanın sadece toplumun dayattığı evlilik ve çocuk sahibi olma kurallarından ibaret olmadığını görüyorsunuz. İnsan, içini ortaya koyamadığı bir yerde; bırakın aile olmayı, kendisi bile olamıyor.
Kitabın dili ise oldukça sade, basit ve anlaşılır. Ancak bu sadelik, yüzeysel bir anlatım değil. Aksine, okunan her cümle insanı düşünmeye sevk ediyor. Her satırda, anlatılanları sanki kendi yaşıyormuş gibi küçük kıpırtılar hissediyorsunuz. Kitap, iç monolog ağırlıklı bir anlatıma sahip ve bu da okurla karakterler arasında güçlü bir bağ kuruyor.
Herkesin iç dünyasında, kendiyle bile konuşmaktan korktuğu şeyler var. Yazar, bu duyguların bazen insanın gönlünden nasıl da dökülebildiğine şahit olmanızı sağlıyor. Dışarıdan tek bir pencereden bakıldığında kolayca yargılanabilecek her şey, karakterlerin iç dünyasından okunduğunda anlam kazanıyor. Ve bir noktadan sonra herkese, kendi açısından hak vermeye başlıyorsunuz.
Kitabı bitirdiğinizde, çevrenizde gördüğünüz insanlara dair hissettiğiniz rahatsızlık, mutluluk ya da memnuniyet; olduğu gibi kabul edilemiyor artık. İnsanlara dair hep bir “ama”nız, hep bir “acaba”nız kalıyor.
Ne yalan söyleyeyim, ilk başta okumak konusunda kararsızdım. Yorumlardan etkilenip aldım ve bir anlık kararla okumaya başladım. İyi ki de başlamışım. Şermin Yaşar ile ilk kez bu kitapta tanışıyorum; geç tanıştım ama anlatım tarzını çok sevdim. İnsanların bakış açılarını, düşüncelerini, sanki bizzat onlardan dinliyormuşum gibi okudum. Karakterlerle karşılıklı oturmuş, sohbet ediyormuş hissi verdi bana.
Kitaptaki karakterlerin yanında bir okur değil de, sanki bir şahit gibi hissettim kendimi. Olayların içinde, sessizce oradaydım.
Ne çok şey var söyleyemediğimiz…
Ne çok şey var yüreğimizde kalan…
Hepsi Allah’a emanet.