·328 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Aralık 2025 14:56 "Gece, sessizlik değil; damıtılmış ses demekti. Gündüz bütün sesler birbirine karışıp gürültüye dönüşürken, gece her biri kendi sadeliğiyle belirirdi. Çocukluğun şarkıları, ruhların iniltileri, baykuşun ötüşü… Gündüzün karmaşasında anlaşılmayan acılar ve özlemler de gece kendini ele verirdi. İnsan, kendisiyle yalnız kaldığında hissederdi saf sızıyı. Gündüz yükleri taşımak kolaydı; insan gerçekten yalnız olduğuna geceleri inanırdı.”
…..
Burhan Sönmez, Haymana’da, elektriğin olmadığı bir köyde dünyaya gelir. Kadın ve erkeğin bir arada yaşadığı, masalların ve hikayelerin anlatıldığı bu ortam kitabın bu kadar güzel olmasına vesile olmuş muhtemelen. Yazar, üniversite yıllarında aktif siyasetin içinde yer alır; uğradığı bir polis saldırısının ardından İngiltere’de, işkence mağdurlarının bir araya geldiği bir yerde iyileşme süreci yaşar. Daha sonra dünyanın farklı coğrafyalarında işkence mağdurlarıyla bir araya gelir, onların hikayelerini dinler…. Köyden İngiltere’ye uzanan bu yolculuğun izlerini de kitapta yer yer göreceksiniz…
Arka ayağından vurulup uçuruma atlamayı tercih eden “Geyik” metaforu, Kayayı delen Kavak Filizi, Tilki’yi evlat edinen bir teyzenin hikayesi, Miskal’e yazılan mektuplar…Toplumsal ve siyasal olayları ajite etmeden usul usul işlenişi o kadar tadındaydı ki…
Hikayede, birbiriyle kesişmeyen hayatlar, zamanlar ve mekanlar var. Yazar bunları hiç birbiriyle tanıştırma kolaycılığına kaçmamış. Birbirine teğet geçmiş, işçiliği malzemesi bol, duygusu da bir o kadar yoğun….
Soğuk gecelerde evinin dış lambasını açık bırakarak evsizlere yol gösteren bir deniz feneri gibi duran köksüz ama yaşama tutkuyla bağlı, koca yürekli mezartaşı ustası “Avdo”, seninle aynı sofrayı paylaşmak isterdim….
Çok etkilendim….