Bağımlılık nedir? Sanırım incelemeye bunu açıklamakla başlamalıyım.
Bağımlılık, bir nesneye, bir kişiye veya bir duruma karşı duyulan önlenemez istektir. Kişi bağımlısı olduğu şeyin kendisine zarar verdiğini bilse dahi o şeyden kopamaz!
Tanım aslında gayet açık; zarar verdiği halde devam etmek. Bağımlılık denince ilk akla gelen her zaman madde, kumar veya alkol oluyor ama bağımlılık yelpazesi bu kadar dar değil, hatta bilakis yelpaze çok geniş; seks, spor, yeme, internet, oyun, insan/eşbağımlılık (evet yanlış okumuyorsunuz) vs.
Peki neden bir insan bağımlı olur? Bunu anlamak için kişinin hayat hikayesine bakmak gerekir ki, her kişinin kendine özgü bir hikayesi ve nedeni vardır. Ama asıl soru, "Acısının kaynağı ne?"
Büyüdüğümüz aile yapısı, şekillendiğimiz çevre, içinde olduğumuz sosyo ekonomik durum, kişinin genetik olarak miras aldıkları gibi bir sürü faktör, bağımlılığın oluşuma katkı sunar.
Herhangi bir günün, herhangi bir saatinde bu dünyaya merhaba dedik. Hepimiz beyinsel olarak gelişimimizi tamamlayamadan dünyaya gelmiş, bakıma ihtiyaç duyan küçük varlıklardık. Şanslıysak psikolojik ve fiziksel olarak bize bakım verebilecek olan ebeveynlerin eline doğduk, şanslı değilsek zaten vay halimize! Daha kendine duygusal olarak bakım veremeyen, kendini yönetemeyen, kendini tanımayan ebeveynlerle büyümek bir savaş meydanında tek başına hayatta kalmaya benzer. Üstelik bu savaş meydanında herkesin eli kılıç tutabiliyorken, o çocuğun elinden gelen hiçbir şey yoktur. Darbe almaması ise mümkün değildir. Bu darbeler bazen ölümcül denecek kadar ağır, bazen de sıyırıp geçecek kadar hafiftir ama söz konusu bir çocuk olduğu için acı daima büyük olacaktır.
Bir çocuğun korteksi gelişmediği için, duygularını ve dürtülerini yönetmesini bekleyemeyiz. Hatta bunun yanı sıra yine aynı sebepten ötürü sağlıklı ve sağlıksız verileri ayırt etmesini, ön görebilmesini, sağlıklı kararlar almasını da beklemek gerçekçi değildir. Aynı erken çocukluk dönemine egosantrik bakış açısını da eklediğimizde, yani "her şey benim yüzümden ve benim sayemde (dünya benim etrafımda dönüyor) da eklersek, olası faciayı anlamak bizler için daha kolay olacaktır. Erken çocukluk dönemindeki çocuğun bir diğer talihsizliği de "tümgüçlülük" dediğimiz bir bakış açısı olmasıdır ki bu da "benim gücüm her şeyi değiştirmeye yeter" bakış açısıdır.
Özetle bir çocuk, aile içinde yaşanan şeyleri kendi varlığı üzerinden yorumlar, olumsuz olan her şeyi düzeltebileceğine inanır ve beyni bilgileri, durumları, olayları doğru düzgün işleyemediği gibi, duygularını ve dürtülerini de regüle edemez. Burada çocuğun bir rehbere ihtiyacı vardır ama sıradan bir rehberlikten bahsetmiyoruz; kendinin farkında olan, psikolojik ve duygusal anlamda kendisini regüle edebilen bir rehberden bahsediyoruz. Daha kendi öfkesini yönetemeyen bir yetişkinin öğreteceği bir şey maalesef yoktur. Daha kendi kurban pozisyonundan çıkamamış bir ebeveynin gösterebileceği sağlıklı bir yol maalesef yoktur! Onun için her şey çocuklukta başlar. Ama çocuklukta başlayan bu sürecin sonuçlarını değiştirmek, yetişkin olduğumuzda artık bizim sorumluluğumuzdadır.
Her çocuk yaşadığı acılar karşısında farklı baş etme mekanizmaları kullanır. Acılarla baş etmenin bir yolu da "bağımlılık"tır. Burada kast ettiğim sadece madde ve alkol değil! Bağımlılığı anlamak için o kişinin içinde olanları anlayabilmek gerekir. Ama biz sadece bağımlılıklara odaklanıyoruz, çoğu zaman bağımlı kişiyi kınıyor, akıl veriyor veya tehdit ediyoruz. Bağımlı olan kişi aşağıda biz üstte değiliz, hepimiz kenarından köşesinden bir şeylere bağımlıyız. Biz ha deyince değişebiliyor muyuz? Madde olsun alkol olsun fark etmez, o bir sonuçtur; önemli olan süreçleri anlamak ve o sonuca giden davranışı ortaya çıkaran bakış açılarına müdahale etmektir. Müslüm Gürses'in filmindeki gibi kendini bir yere bağlayarak, o maddeden kaçınınca iş bitmiyor... Bir bağımlının kendini ortaya koyabileceği güvenli bir ortama, yargılanmadan dinlenilmeye ve bilişsel süreçlerinin yeniden yapılandırılmasına ihtiyacı vardır. Bu uzun, çaba gerektiren ve en önemlisi de kişinin gerçekten o yola çıkmayı istemesi gereken bir yoldur. Bir bağımlıyı cezalandırarak, yasaklar koyarak, ayıplayarak, yargılayarak, döverek, terk etmekle tehdit ederek, aşağılayarak, parasız bırakarak iyileştiremezsiniz! Kendi kendinizi aşağıladığınız, kendi kendinize kızdığınız şeyleri düşünün; bunları yaparak kendinizde değiştirmek istediğiniz o şeyde başarı oranınız nedir? Ya da kısa vadede değişse bile sürdürebilme oranınız nedir? Çözmeyi bırakın, zaten birçok sorunun başlangıcı kızılmak, aşağılanmak ve yargılanmaktır.
Bu kitaba, "Çevremde madde bağımlısı yok ki niye okuyayım?" mantığıyla bakmayın, kendinizden birçok şey bulabileceğiniz muhteşem bir kitap. Gabor Mate muntazam bir anlatıcı, -dışardan bakıldığında sağlıklı gibi görünen- kendi bağımlılıklarından da bahsediyor. Bu bağımlılık davranışının nereden geldiğini biliyor, kendi öyküsüne ve bu öyküye verdiği tepkileri analiz edebiliyor. Eksik kaldığımız rehberliği bize elinden geldiği kadar sunuyor. Bir rehber olarak, yaptığı en güzel şey fenerini bize tutmak, gerisi bize kalmış; ister o ışığın geldiği yöne bakıp kendimizle yüzleşiriz istersek de hali hazırdaki karanlık yolumuzdan kör topal yürümeye devam ederiz.
Keyifle okuyun!