Eserin isminde bülbül geçince gülü aradım açıkçası ama ne bülbülün sesini duydum
ne de gülün kokusunu aldım….
Eşini kaybeden avukat bir babanın adelet temeli üzerine kurulmuş karekteri ile biri kız ve diğeri erkek olan çocuklarını toplumun getirileri, kabul gördükleri ve onayladıklarıyle değilde kendi değimiyle;
“Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.”
söylemiyle birşeyi herkes kabul görsede doğruluğu kalbinize huzursuzluk veriyorsa ki bu vicdanın sesidir ondan uzak durmanız,
tam tersi olan kalbiniz onaylıyor ve toplum kabul etmiyorsa ,susmayıp vicdanın sesini duyurmanızdır.
Eser yaşadığı dönem itibariyle insanı siyahi ve beyaz adam diye nitelendirilen onu sorumlu olmadığı renginden dolayı ırkçılığa sürekleyen ve bu durumun şeytanın vasfı olan Ademi topraktan beni ateşten yaratıp kendini üstün gören şeytanın mirasına varis kılan insanın sosyal hayata bakış açısını ve birçok insanın yaşam biçimlerini ve ön yargılarını değer yargısı diye adlandırıp topluma kabullendirmeye çalışan hikayeyi Avukatın kızı gözünde canlandırıp okuyucuya aktarıyor.
Ten rengi beyaz olanın bir adım önde olduğu adeletin hakta değil renkte olduğu bir kasabada masum bir siyahinin beyaz bir adam tarafından savunulması ve davanın seyri…
Ve,
Hiç dışarıya çıkmayan çocuklara gizemli düşler kurduran bir komşu…
Açıkçası eser sürekli karşıma çıktığı için alıp okumak istedim ama beni kendine çok çekmedi ya da ben etkilenmek istemedim.Çünkü kitap ağır ağır ağır ilerliyordu.
Tavsiye edip etmeme konusunda kararsızım.
Eserde şu söz dikkatimi çekti
“istediğin kadar saksağanı vur ama bülbülü öldürmek günahtır.”
…
Her şartta saksağanı vurmak doğru mudur?…
Kime göre neye göre…
Galiba ben bu tarz kitaplarla çok bağ kuramıyorum.
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee