·637 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Aralık 2025 01:17 · Diriliş gerçekten bir vicdan muhasebesi mi, yoksa geç kalmış bir pişmanlığın kendini aklama çabası mı?
Hikâyenin kahramanı Nehludov, gençliğinde halalarının yanında çalışan masum Maslova ile birlikte olur ve ertesi gün hiçbir sorumluluk almadan oradan ayrılır. Aradan yıllar geçer; Nehludov zengin, ayrıcalıklarıyla barışık, hayatı sorgulamadan yaşayan bir adama dönüşür ve geçmişte yaptığı hatayı çoktan unutmuştur. Ancak bir gün jüri üyesi olarak bulunduğu mahkemede, bir cinayet zanlısı olarak karşısında Maslova’yı gördüğünde, bastırdığı geçmişi ve yıllarını nasıl harcadığını sorgulamak zorunda kalır. Bu karşılaşmanın yarattığı sarsıntı, roman boyunca “diriliş” olarak adlandırılan değişimin de başlangıcı olur.
Ancak Tolstoy’un “diriliş” dediği bu dönüşüm, gerçekten bir ahlaki uyanış mı, yoksa Nehludov’un suçluluğuyla baş etme biçimi midir? Tolstoy bu hikâyede kimseyi aklamaz; ne sistemi, ne yargıçları, ne de pişmanlığını bir erdem gibi taşıyan Nehludov’u. Hatta başkalarının hataları yüzünden hak etmediği bir hayata sürüklenen Maslova bile bu sert bakıştan tamamen muaf değildir.
Nehludov, yaşadığı pişmanlıkla Maslova’yı kurtarmak için tüm imkânlarını kullanır; hatırlı tanıdıklarını devreye sokar, hatta onunla evlenmeye bile kararlıdır. Ancak Maslova’dan beklediği minneti göremediğinde afallar. Çünkü bu çaba, farkında olmadan bir karşılık beklentisini de içinde barındırır. Maslova’nın ilgisizliği, Nehludov’un yalnızca geçmişiyle değil, niyetleriyle de yüzleşmesine neden olur. Vicdanın sesi, sandığı gibi kolayca susturulmaz.
Nehludov, Maslova'ya yardım etmeye çalışırken yalnızca onunla değil, diğer hükümlülerle de temas eder; onların hikâyelerini dinledikçe adalet adına işleyen sistemin ne kadar kusurlu olduğunu fark eder. Kimin suçlu, kimin masum olduğuna karar veren bu düzenin, gerçeği önemsemediğini fark eder. Bana göre Nehludov için gerçek diriliş tam olarak burada başlıyor. Kendini suçunu aşıp, başkalarının haksızlığıyla yüzleştiği noktada. Maslova'ya yardım ederek vicdanını aklamaya çalışırken etrafındaki dünyayı ve o dünyanın karanlık yanını görüyor ve bu noktadan sonra gerçek bir vicdan muhasebesi yaptığını ve haksızlık karşısında durmaya başladığını görüyoruz.
Aslında diriliş yalnızca Nehludov üzerinden anlatılmaz. Maslova da kendisiyle yüzleşir; geçmişi acılarla dolu, geleceği ise belirsizdir. Tolstoy, Maslova’nın dirilişini bilinçli olarak sessiz anlatır. Sözcüklerden çok hisler devreye girer ve ondaki değişimi okur olarak biz fark etmeye başlarız. Bana kalırsa Maslova’nın dirilişi, tam da bu yüzden çok daha gerçektir.
Diriliş, bir insanın geçmişiyle hesaplaşmasının ne kadar geç ve eksik olabileceğini gösterir. Nehludov’un vicdanı konuşurken, Maslova’nın sessizliği romanın asıl ağırlığını taşır. Tolstoy, okuru iyi hissettiren bir dönüşüm anlatmaz; aksine, geç kalmış bir fark edişin neyi değiştirmediğini hatırlatır. Bu yüzden Diriliş, bir arınma hikâyesi olmaktan çok, insanın kendisiyle yüzleşmekten kaçamadığı bir romandır.
Bu romanı bitirdiğinizde, Tolstoy’un sorduğu soruların bir kısmının artık size ait olduğunu fark ediyorsunuz. İyi okumalar...