Şeker Portakalı, çocukluğun masumiyetini değil; çocukluğun içindeki yalnızlığı ve kırgınlığı anlatan bir romandır. Zezé, yaramaz bir çocuk gibi görünse de aslında erken büyümek zorunda bırakılmış, sevgiyi hayal kurarak ayakta tutan küçük bir ruhtur.
Şeker portakalı fidanı, Zezé’nin sığınağıdır. Kimsenin dinlemediği bir çocuğun, içini dökebildiği tek dost… Bu yönüyle kitap, hayal gücünün değil, sevgi eksikliğinin insanı nasıl konuşturduğunu gösterir.
Romanın en can yakıcı tarafı şudur:
Zezé kötülük yapmaz; yalnızca sevilmek ister. Ama dünya, onun kalbine sert davranır. Ve insan, bir çocuğun bu kadar acıyı bu kadar sessiz taşıyabilmesine üzülür.
Şeker Portakalı bize şunu hatırlatır:
En çok yaramaz denen çocuklar,
aslında en çok incitilmiş olanlardır.
Bu kitap bitince insan şunu düşünür:
Bazı çocuklar oyuncaklarla değil, acıyla büyür.Ve o acı, ömür boyu içlerinde bir yerlerde kalır.