Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 04 Ekim 2025 23:36 Zülfü Livaneli’nin yeni kitabı Bekle Beni'yi okumaya başladığımda, yine o bildiğimiz derinlikli ve akıcı anlatımlardan birini bekliyordum. Hikaye, 60’ların sonu ve 70’lerin başındaki o kendine has atmosferde, Selim ile Leyla’nın lise yıllarında tanışmasıyla başlıyor. Gençlik heyecanları, birbirlerine aşık olmaları ve evlenmeleri aslında çok güzel bir başlangıç vadediyor. Ancak romanın bu kısmında olayların biraz fazla yüzeysel kaldığını düşünüyorum.
Kitap ilk sayfalarda biraz hızlı ilerliyor. Betimlemelerin azlığı, o dönemin ruhunu veya karakterlerin iç dünyasındaki değişimleri tam anlamıyla içselleştirmeme engel oldu diyebilirim. Özellikle ilk 37 sayfa içinde şunlar yaşanıyor:
*Selim ve Leyla tanışıp aşık oluyor.
*Evleniyorlar.
*Zeynep adında bir kızları dünyaya geliyor.
*Selim askere gidip dönüyor.
*Ve sonunda Türkiye’nin o dönemki siyasal çalkantıları yüzünden Selim hapse atılıyor.
Normalde daha uzun bir romana konu olabilecek bu olaylar, adeta bir film şeridi gibi geçiveriyor önümüzden.
Kitabın asıl odağı, Selim’in hapis hayatıyla birlikte başlıyor. Hikayenin büyük çoğunluğunda Selim ve Leyla’nın birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Selim’in parmaklıklar ardındaki düşünceleri, hapis hayatının zorlukları ve en acısı da suçsuz yere orada yatıp işkence gören insanların dramı kitabın ana iskeletini oluşturuyor. Livaneli bu kısımlarda, haksızlığa uğrayanların sesini mektuplar aracılığıyla duyurmaya çalışmış.
Fakat Selim'in hapisten kurtuluş süreci de tıpkı başlangıç gibi biraz oldu bittiye getirilmiş. Bir noktadan sonra kitap direkt "1 yıl sonraya" atlıyor. Selim bir şekilde hapisten kurtulmuş ve kendini İsveç’te bulmuş. Peki, bu süreçte tam olarak neler yaşandı? Oraya nasıl ulaştı? Bu geçişteki kopukluk, bende eksik kalmışlık hissi uyandırdı.