Puan vermedi·536 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Aralık 2025 20:40 Seriyi ilk defa birkaç sene önce tüyapta ithaki standındaki bir arkadaştan duymuştum, okuduğum serileri söylediğimde bunu da seversin demişti (bundan sonra Barut Büyücüsü de var), güvenip seriyi tamamlamıştım ve iyi de oldu açıkçası.
Kitabı genel olarak sevdim, akıcı bir üslubu var ve kolay okutuyor kendini, cümleleri sisifos gibi okumuyorsunuz kısacası :D Bana biraz Grisha kolaylığı verdi açıkçası, Grisha'yı okurken de hiç zorlanmamıştım, bir şeyler çok detaylı değildi, yumuşak bir seriydi, aynı şekilde bu kitapta biraz öyle. Yumuşaktan kastımı sakın ola vahşet açısından anlamayın çünkü kitapta ziyadesiyle vahşet var, ana karakterlerimizden birinin lakabı KANLI Dokuz ve gerçekten KANLI sıfatını hak ediyor kendisi, ki zaten başlıktaki Minazuki'nin sebebi de buydu. Şimdii yumuşaktan kastın ne derseniz şöyle ki, gerçekten baba fantastik yazarları okuduğunuzda şunu görüyorsunuz, her şey betimleniyor, her şey anlatılıyor, neredeyse hiçbir olay/ara olay atlanmıyor ki bu yer yer bayıyor ama böyle bir farkları var bu yazarların. Örnek vermem gerekirse Jezal diye bir karakterimiz var ve karakterimiz bir arena turnuvasına dahil oluyor. Burada kendisinin baş rakibi olan bir abimiz var ve biz Jezal'ın arenadaki dövüşüyle alâkalı tüm antrenman süreci boyunca bu abiye odaklanıyoruz çünkü tek rakibi oymuş gibi anlatılıyor. Tabii ki de turnuva eleme sistemiyle ilerliyor, savaşçılar birbiriyle dövüşüyorlar ve kazana kazana en son iki kişi dövüşüyor. Burada ilk dövüşü olması lazım bize şöyle anlatılıyor; o günün sabahında Jezal'ı okuyoruz, normal hayatında ne yapıyorsa onu yapıyor sonrasında bugün dövüşün var nasıl hissediyorsun gibi bir şeyler duyuyoruz, bu sayede o gün dövüş olduğunu anlıyoruz, devamında sohbetler günlük işler derken bir zaman atlamasıyla o günün akşamına arkadaşlarıyla bir masada sohbetlerine geçiyoruz. Masadaki sohbetten Jezal'ın dövüşü kazandığını anlıyoruz. Şimdi bu kısım beni gereksiz okumadan kurtardı evet ama aynı zamanda kitabı da basitleştirmiş oldu. Diyeceksiniz ki ey Mithrandir kitabı bir olayla nasıl basite indirgeyebiliyorsun, şöyle ki bu olay birkaç kere daha karşımıza çıkıyor. Ha amacım veya demek istediğim kesinlikle basit bir kitap olduğu veya vasat olduğu falan değil. Çünkü kendine has karakterlere sahip bir kitap. Kesinlikle basit diyemem hatta bu zaman atlaması olayı benim yer yer hoşuma gidiyor çünkü bazen gerçekten bazı detaylar insanı aşırı yorup kitaptan uzaklaştırıyor. İşte bu noktada bence Bıçağın Kendisi çok başarılı bir kitap. Çok doğru noktalarda bölüm geçişleri oluyor, hem bitirdiğiniz bölümün devamında ne olduğunu merak ediyorsunuz hem de geçtiğiniz bölümde ayrı bir macera/olay/karakter gelişimine şahit oluyorsunuz. Özellikle bölüm atlamalarında merak edilen iki bölüm arasının uzun tutulmamasını çok sevdim. Yani bir bölümü okuyorsunuz ve bitiyor ama devamının gelmesini istiyorken yazarımız farklı bir bölüme farklı bir karakter/olay örgüsüne aktarıyor sizi. Ama yine merak ettiğiniz kısmın devamına da kısa bir süre sonra erişiyorsunuz. İşte bu olay sizi sürekli kitapta tutuyor. Bu benim Zaman Çarkı okurken en zorlandığım şeylerden biriydi mesela, tabii Zaman Çarkı'nda çok daha fazla bakış açısı olduğu için bir yerde doğal oluyor, Zaman Çarkı'na asla laf ettirmem!!! Kitapta kılıç duruşlarından falan bahsediliyor ama bunlar sadece duruştan duruşa geçmek gibi ifade ediliyor, ne yalan söyleyeyim ben "Rüzgarını deşen turna"(?) gibi duruşların detaylandırılmasını isterdim bir yerde, en azından kitabı sağlamlaştırırdı.
Kitabı veya seriyi güzelleştiren şeylerden biri de aslında çoğu karakterimizin gri karakterler olması, aynı Kvothe gibi. Kvothe'yi bu kadar çok sevmemizin sebeplerinden biri de aslında normal bir insan olması ve o şekilde gösterilmesiydi. Yine bu kitapta da karakterlerin çoğu ne iyi ne kötü, kendi doğruları veya o duruma uygun doğruları var ve ona göre davranıyorlar, yeri geldiğinde bu davranış ahlâki açıdan problem teşkil etse de onların insan olduğunu gösteriyor bize. Kötü davranışlar barındıran karakterlerin yer yer merhametli/iyi davranışlarına şahit olunca bağ kurabiliyoruz kendileriyle. Bıçağın Kendisi bazında Glokta ve Logen (Kanlı Dokuz, Dokuz Parmak) ile bağ kurdum açıkçası. Özellikle Glokta'nın çok şanlı bir dönemden kötürüm hale gelmesi ve kendi içindeki ego çatışmaları veya mizahi laf sokmaları karakteri sevdiriyor.
Bıçağın Kendisi aslında tam da başarılı bir başlangıç kitabıydı, tatmin edecek kadar aksiyon vardı ama genel olarak karakterleri ve az da olsa evrenin dinamiğini öğrendik. Kitap seride bolca vahşet olacağını çıtlatıyor bize, tabii bunu ilerleyen kitaplarda göreceğiz ama ben bunu anladım.
Kitabı kesinlikle öneririm, özellikle fantastik okurları için reading slumpa birebir bir kitap. Kendini okutan su gibi akan bir kitaptır kendileri. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler her zaman gölge ve su bulasınız.