Nihayet gözümü korkutan bir kitabı daha okuma listemden çıkardım. Darısı diğerlerine inşallah. (Onları da 2026 okuma challengelarıma eklediğimizin dipnotunu düşeyim.)
Günlerdir hakkında ne yazacağımı düşünüyorum ve doğruyu söyleyeyim, hakkında hiçbir yan yazı okumadım. Çünkü kendi düşüncelerimin etkilenmesini istemedim. Bu muhteşem yayını nasıl anlatırım bilmiyorum ama hissettiklerimi, gördüklerimi; onlarca bilgi ve olay arasında aklımda kalanları anlatayım.
Kilisede meydana gelen bir dizi cinayet ve bunların aydınlatılması kitabın asıl konusu. Bu olaylar üzerinden dönemin dinsel ayrımlarını, papa–kral çatışmasını ve yaşanan yozlaşmayı okuyoruz. Kendisine din adamı diyen bazı papazların yalnızca kendi inançlarını üstün görmelerini ve bunun yarattığı bir “üstünlük zehirlenmesine” tanık oluyoruz.
Sonlara doğru katil yavaş yavaş ortaya çıkarken, aslında cahil gördükleri halkın uyanmaması için bilgiden ve kitaptan nasıl uzak tutulduğunu; bu hakkı sadece kendi ellerinde tutmak isteyen kibirlerini görüyoruz.
(Burası biraz spoiler olabilir ama yazmadan duramayacağım: Acaba o çok garip dedikleri, herkesten uzak tutmak istedikleri, hem Arapça hem Yunanca olan kitap Kur’an olabilir mi?)
Bunların yanında düzeni ve sırlarıyla muhteşem bir kütüphane var karşımızda. Eminim siz de okursanız, tüm enteresanlığına rağmen o kütüphanenin içine girmek isteyeceksiniz.