Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 21 Aralık 2025 20:40 Kitap iki hikâyeden oluşmakta. İlk hikayede toprak sahibi bir prens olan Nehlüdov idealist kişiliğinin kendisini teşvikiyle köylülerinin yaşam koşullarını iyileştirmek isteyen bir gençtir. Bundan sebeple teyzesinin ikazlarına rağmen üniversiteyi bırakır ve köye yerleşerek köylülerin refahıyla ilgilenir. Ancak Nehlüdov'un yüksek gayretlerine rağmen köylüler ile Nehlüdov arasında bir uçurum vardır. Bu süreçte Nehlüdov'un "İnsanlara dokunma" motivasyonu neticede kendisini tüketmesine neden olur. "Mutlu olmak için insanları mutlu etme" şiarıyla hareket eden Nehlüdov hayal kırıklığına uğrar.
Kitabın adını aldığı ikinci hikaye ise Andreyiç ile onun sadık uşağı Nikita'yı konu alır. Zengin ve çıkarcı bir tüccar olan Andreyiç kârlı bir alışveriş için karlı ve fırtınalı bir dönemde yola çıkmayı göze alarak yanında uşağını da götürür. Çetin hava şartları sebebiyle yolunu kaybeden bu iki karakterin yaşadığı macera tüyler ürpertici bir sonla noktalanır.
İlk hikayedeki ana karakter Nehlüdov aslında bize çok da yabancı bir karakter değil. Zira hayatımızın olağan akışında Nehlüdov ya bizdik ya da etrafımızdaki insanlardan biriydi. İnsanları düzeltme, kurtarma gibi gayelerle süper kahramanlık yapmaya çalıştığımız hikayenin sonunda hiçbir şeyi kurtaramadığız gibi, kendimizi de tüketmişizdir. Her ne kadar kaderci bir bakış açısı da olsa toplumsal ve bireysel ilişkilerde hakikaten bazı şeyleri değiştirmeyi gücümüzün yetmeyeceğini kabullenmek gerekir. Her ne kadar iyiniyetli bir şekilde mücadele de etsek, psikopatolojinin bulaşıcı olduğunu kendi sağlığımız için aklımızdan çıkarmamamız gerekir.
İkinci hikayedeki ana karakter Andreyiç de bize çok yabancı bir karakter değil. Andereyiç'i okurken Necip Fazıl'ın şu sözleri kafamda sürekli olarak döndü: "Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum." Yıllarca "Her akşam Votka Rakı ve Şarap" şarkısı gibi bir hayat sürmüş olan Necip Fazıl'ın karşılaştığı göz seğirmesi sebebiyle manevi bir yaşama yöneldiği edebiyat dünyasında konuşulur. Yine Lenin'in çok güzel bir sözü vardır: "Hiçbir şeyin yaşanmadığı onyıllar vardır. Onyılların yaşandığı haftalar vardır." Bu sözler yaşamımızda karşılaştığımız bir anın yaratacağı dönüşüm üzerinde durmaktadır. Andreyiç'in de yaşadığı dönüşümü biz de mutlaka hayatımızın bir döneminde ya yaşadık ya yaşayacağız. Bu açıdan iki hikaye de yıllar önce yazılmasına rağmen zamanaşımının olmadığı sosyolojik tespitleriyle insan doğasını yüzümüze vuruyor. Anlam bulabileceğiniz, toplumsal gerçekliklere Tolstoy'un kaleminden şahit olabileceğiniz bu kitabı şiddetle öneriyorum.