İşte böyle oldu!
Puan vermedi·104 syf.··
2025 53. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 00:16
İncelemeye geçmeden duygu ve düşüncelerimi paylaşmak isterim. Kitap okuması akıcı, sürükleyici ama bazı yerleri okurken daha kısa da olabilirdi dediğim yerler oldu. Kitap iki şekilde değerlendirilebilir: Klişeleşmiş bir konu olarak da bakılabilir, hayatımızda önemi olan bir konu olarak da. Ben ikinci kısmından bakma noktasındayım. Yazardan bahsetmek isterim. Yazardan okuduğum ilk kitap 1947 yılında yazmış bu eserini. Kitabın içinde notlar kısmında kendisi bu kitabı yazma nedeninin mutsuz ve güçsüz hissetmesi olarak açıklıyor. Kitabın başında İtalo Calvino'nun yazdığı ön söz ile rastlaşmaktayız. Burada yazardan, bakış açısından, eserlerinde kadınları yansıtış şeklinden, benimsediği akımdan bahsediyor. Onlara bakacak olursak yazar italyan neorealizmini (yeni gerçekçilik) benimsemiş. İtalyan neorealizmi, günlük hayat içerisinde gündelik yaşantıları ele alan bir akım denilebilir kısaca. Yazılarının temel ekseninde canı sıkılan, yaşam amacı bulamayan hatta bunun arayışına dahi girişmeyen yalnız kadın figürü yer alır. Ön söze başlarken şu alıntı çok hoşuma gitti: "Kuşaklar boyunca yeryüzündeki kadınlar beklemekten ve katlanmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Sevilmeyi, evlenmek için seçilmeyi, anne yapılmayı, aldatılmayı beklemişlerdir." Yazarın başkahramanları da bu eksende gelişmişlerdir. Kitabın içeriğine ve bende bıraktığı izlenim, düşüncelere gelmek isterim. Kitabın sonu başında verilmiş. Şöyle başlıyor: "Alnının ortasına ateş ettim." Benim için merak uyandırıcı bir giriş oldu. Kadının eşini öldürmesi, parkta bir banka oturup başına gelenleri zihninden geçirmesi ile başlıyor ve sizi yaşadıkları olayların içine davet ediyor. Bu noktada edebi zevk noktasında pek tatmin edici olduğunu düşünmüyorum ama hikaye içerisine çekecek niteliğindeydi. Kendisinden yaşça büyük bir adamla tanışan, öğretmenlik yapan ismini bilmediğimiz bir kadının hikayesi. Hayatı boyunca hiçbir erkekle beraber olmamış bir kadının ilk ilişkisinde bocalayışı. Hepimiz geçmedik mi bu yollardan, her şeyin ilki insanı kör edebiliyor. Kadın coşkulu, mutlu, hayaller dünyasına dalmış, gerçekten, işinden her şeyden kopmuş. Adam kadının her şeyini bilirken kadın adam hakkında hiçbir şey bilmez. Ne gariptir... Adam uzaktır kadın yakındır, adam kadını kendine bağlamış onu kullanmıştır. Kadınsa bunu aşk, sevgi sanmış kapılmıştır. Bu ikili bir zaman sonra evlenirler. Evliliklerinin sevgi, aşk sonucu olmadığını okurken hissediyoruz. Kadın bunu şöyle ifade ediyor: "Bana evlenme teklif edince ona evet dedim. Ama başka bir kadına aşık olduğu için benimle nasıl yaşayabileceğini de sordum. Bunun üzerine onu çok seviyorsan ve cesaretin varsa birlikte çok iyi yaşayabileceğimizi, çok sayıda böyle evlilik olduğunu, birbirini aynı derecede seven evli çiftlere pek rastlanmadığını, böyle bir şeyin çok ender olduğunu söyledi." Kadın adamın kendisine her anlamda hizmetçilik yapacak bir araçtan başka bir şey değildi. Peki kadını neden sevmiyordu, neden böyleydi? Adamın yıllardır ilişki yaşadığı, evli bir kadın vardı. Birbirlerini her anlamda aldatan ama birbirinden kopamayan bir ikili. Günümüzün tabiriyle toksik ilişkide boğulan ilişki. Kadın bunları bilir, merak eder ama hiçbir şey yapamaz. Uğruna işini bıraktığı, arkadaşlarından uzaklaştığı adam bu muydu, değer miydi? Elinde örgüsü, karnında bebesi, evinden çıkmayan, hayatın anlamını eşi üzerinden kurmuş biri olur. Adamın kadında bıraktığı her şey dahi sevgilisinin canını yakmak içindir. Kadın adam yüzüne çok şeyini kaybeder. Hayata olan umudunu, neşesini, her şeyini. Bunun farkına vardığındaysa tükenmiş olduğunu hisseder. Ne çare her şey geçmişte kalmış, üzerinde acıdan başka bir şey bırakmamıştır. Sonunda dayanamaz ve adamı öldürür. Kitabın konusunu çok uzatmak istemiyorum, okuyunca bunların bize ne kadar tanıdık geldiğini hissediyorsunuz. Üzücüdür ki bunları normalleştirdik, kabul ettik. Toplumların asırlardır kadınları kullanılan bir araç gibi gördüğü bir dünyada yaşıyoruz. Yazar kendisi de demiş ya kadın sevilmeyi, seçilmeyi, aldatılmayı vb. beklemiştir diyor. Ne haklı günümüzde etrafımıza baktığımızda en azından ben baktığımda bunu rahatça görebiliyorum. Sorumluluğun çoğunluğunun yüklendiği, hayatını çocuk-eş-eşin ailesi uğruna harcayan kadın oluyor. Bunu çalışsa dahi yapan yine kadın oluyor. Bu kadar yükü bir cinsiyete yüklemek çok üzücü. En üzücü olanın da toplumun büyük kısmında bu cinsiyetin kendisine yüklenen rolü kabul etmesi, sorgulamaması. Bunu yaş, eğitim, yaşantı fark etmeksizin birçok kadında gördüm maalesef. Bunların yanında bu kadar fedakarlık yaptığı halde aile tarafından ezilen, eşi tarafından aldatılan bir varlık. Bunu yapan kişiler kimse onlara lanet okuyorum. Bu hepimizin kanayan yarası ve birçok kişi o yarayı kapatmış bakmıyor bile. Ama o yara siz kapatsanız da hep kanayacak. Çünkü anlayan, sorgulayan yok. Sorgulayanı da hayatta tutan sistem yok. Bu durum değişir mi bilmiyorum ama kendimi bu noktada en üst düzeyde bilinçlendirmek için elimden geleni yapacağım. Doğa dışında hiçbir güce boyun eğmeyi doğru bulmuyorum. Boyun eğenlerden değil, bizi eğdiren ezmeye çalışanlara başkaldıranlardan olmayı temenni eylerim. Kitapla, farkındalıkla kalın!
İşte Böyle OlduNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 20222,674 okunma
·
90 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.