Üstad kendisi söylüyor ki: "Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî Tarîkatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zâttan istimdad (Duâ edip yardım dilerken) ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif (bütün topluma aykırı) olarak "Yâ Gavs-ı Geylanî" derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acibdir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi - 143
Duâ, Arapçada دعا (da‘â) fiili şu manalara gelir: " çağırmak, seslenmek, istemek, yönelmek ve talep etmek". Ölü bir kimseye veya gaybi olan kimselere "yetiş", "yardım et" , "bana şunu ver", "medet" diye seslenmek de duâ kapsamındadır. Yani duâ ibarettir ve sadece elleri açıp yapılan bir ibadet değil; kulun kalbiyle ve diliyle bir varlığa yönelmesidir.
"Allah’ı bırakıp da kendilerine dua ettiğiniz varlıklar, sizin gibi (Allah’a) kuldur. Şayet doğruysanız çağırın da çağrınıza karşılık versinler."
(7/A'râf, 194)
"Allah’ı bırakıp, kıyamete kadar (dualarına) icabet edemeyecek olanlara dua edenden daha sapık kim olabilir? O (dua ettikleri), onların dualarından habersizlerdir."
(46/Ahkâf, 5)
"Onlara dua etseniz, duanızı işitmezler. İşitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet Günü şirkinizi reddederler. (Her şeyden haberdar olan) Habîr gibi kimse sana haber veremez.
(35/Fâtır, 14)
"Biz, yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz."
(1/Fâtiha, 5)
Tefsirin, tefsirinin, tefsirinin tefsiri yapılan şirk, küfür, bid'at ve hurafe kapısından bizi koruyan Rabb'imize ne kadar hamd etsek az.