Puan vermedi·372 syf.··Beğendi
· Kelimeleri ne şekilde yan yana getirirsem getireyim kitabı okurken hissettiklerimi, düşündüklerimi, öfkemi ifade edecek güçte olmayacak.
“İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez..”
İnsanlığın varoluşunun her dönemininde, insanın yaşadığı her yerde görülen “Güncel dilde yaygın olarak aile içi yasak ilişki anlamında kullanılan "ensest" kavramı, dilimize Fransızca bir sözcük olan inceste'ten türetilerek girmiştir. Fransızcada inceste, başta aile içi olmak üzere her türden gayrimeşru cinsel ilişkiyi ifade eder.
Sözcüğün daha eski kaynağı ise Latincedir. Latincede var olan incestus sözcüğü dini referanslı bir sözcüktür ve genel olarak haram, yasak, hududu aşan anlamına gelir. "-in" öneki sözcüğe olumsuz bir anlam yüklerken, "castus" dine uygun, bakir gibi olumlu anlamlar barındırır. Sözcüğün günümüzdeki kullanımı ise dinsel referanslardan ziyade, sosyolojik referanslar içermektedir.”
Çeşitli ensest vakalarında çalışmış avukat, psikolog, psikiyatrist, öğretmen, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı..; yapımlarında kitaplarında ensesti konu alan yazar, şair, yönetmenlerle yapılmış röportajlardan oluşan bi çalışma kardeşini doğurmak. Farklı disiplinlerden bakılsa da işaret ettiği nokta aynı: “Ensest insanın ne kadar kötü olabileceğinin kanıtı.”
Bu kadar da değildir denilen yerde bu kadar’dan da fazlası olduğunu tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermiş ve iyi ki de böyle yapmış Büşra Sanay. Çünkü bi yaranın iyileş-tiril-mesi için önce yaranın farkına varılması gerekir. Yarayı yaşayan ve yaraya tanık olan için ne kadar acıtı olsa da..
görmezden gelmenin, sağaltıcı olmak bi yana, yaşanan travmaları daha da derinleştirdiği ve bazı durumlarda mağdurun fail yerine geçmesine neden olduğuna da değinildiği düşünüldüğünde yaşanan bu mağduriyetlerin sadece o zaman ve mekanla sınırlı kalmadığı da gayet açık ve anlaşılır bi şekilde dile getirilmiş.
“bugün baktığımızda cinsel saldırgan davranışları sergileyenlerin, kendi çocukluklarında tedavi edilmemiş cinsel istismar mağduru olduklarını görüyoruz. Yani burada kim mağdur, kim kurban, kim suçlu tartışmaları ortaya çıkıyor. Aslında sanık da bir zamanlar mağdurmuş ve tedavi edilmemiş. Edilseymiş böyle bir davranışta bulunmayacak ve belki sağlıklı bir yaşam sürecekti.”
Toplumsal bi iyileşmesi sağlanabilmesi için farkında olmak ilk adım olsa da yeterli değil. Çünkü bu farkındalık pratik bi karşılık bulmadıkça, yaşanan acılar ve o acının yaşandığı hayatlar kabullenilmedikçe, bana dokunmayan yılan bin yaşasın denildikçe o yılanın en son bize dokunacağı da kaçınılmaz. (Ki bunun örnekleri de var kitapta. Her ne kadar bizim çevremizde yoktur desek de kapalı kapılar ardında neler yaşandığından bihaberiz.) Onun için herkesin elini taşına altına koyması gerekli. Ayıplamakla, kınamakla, vah vah’larla bi yere ulaşılamayacağı açık.
Eğitim ilk ailede başlar evet,cinsel eğitimin de neden ilk olarak ailede başlaması gerektiğine dair örnekler mevcut. Çocuklara bu eğitim verilmediğinde henüz cinsel bilgisi oluşmamış çocuk, kötü dokunuşu iyi dokunuştan ayırt edemiyor. Ve yaşadığı istismarı normal sayabiliyor.
“Babalar böyle sever sanırdım.”
Çocukların soruları ayıp, günah denilerek yanıtsız bırakıldığında da ne yazık ki istismara açık hale geliyor. İstismarı yaşamış bi çocuksa eğer, travmaları baskılanıyor çünkü çocuk kötü bi şey yaşadığını biliyor ama neden olarak kendisini görüyor. Kendisini suçluyor. Ve o istismara maruz kalmaya da devam ediyor.
“Çocuklar üç yaşından itibaren dünyaya nasıl geldiklerini merak etmeye ve sormaya başlıyor. En merak ettikleri de, bebek nasıl oluyor, kızların neden pipisi yok gibi sorular. İşte bu noktada anne ve baba soruların yanıtlarını çok basit vermeli. Kesinlikle "Ayıp, sus bakayım!" gibi şeyler söylenmemeli.. Oysa çoğu anne baba "Ayıp, sus bakayım, nereden öğrendin sen bunu?" diyor.
Eminim sizlerin de çevresinde vardır. Ama yanlış. Çocuğu korkutur, kendinizden uzaklaştırır ve başına böyle bir şey geldiğinde size anlatmasının yolunu kapatmış olursunuz.”
Sürekli maruz kalmanın duyarsızlaştırdığı düşünülse de yaşananları medyayla doğru dozda ve magazinselleştirmeden görünür kılmak, cezaları iyi hal indiriminden arındırmak, bazı örneklerde görüldüğü gibi failleri ifşa etmek gibi istismar yaşandıktan sonra yapılacaklar olsa da, istismarı önlemeye yönelik çalışmalara ağırlık vermek gerektiği, çünkü cezalarla (ki toplumumuzda zaten caydırıcılığı yok) değil de zihniyetin değişmesiyle mevcut durumun değişeceği de bi gerçek.
Aile düzenimiz bozulmasın diyen anneler, makamını yitirmemek için susan müdürler, başına ‘iş almak’ istemeyen doktorlar, adımız çıkmasın diyen akrabalar… okudukça ‘yok artık’ desek de var. Ama olmaması için klişe olsa da eğitim şart. Sadece ailede okulda çocuğun eğitimi de değil, anne baba eğitimleri; doktorlar, savcılar, öğretmenler, hukuki süreçte yer alan tüm gruplar için mesleki eğitimler, toplumsal cinsiyet eğitimleri..
Böylece kötü dokunuşların izi iyileştirmek, yeni acıların önüne geçmek daha mümkün olabilir.
Okuması fazlasıyla ağır olsa da, okuduktan sonra insan kendine “ben ne şimdi ne okudum?” diye sorsa da; bi yerlerde hala çocuklar “en çok güvenmeleri” gerekenler tarafından istismar ediliyor, susturuluyor, korkutuluyor. Bi yerlerde bu acılara tanık olanlar susuyor. Bunların nedenlerini nasıllarını anlamaya, süreç yaşanırken nasıl bir yol izleneceğine dair iyi bi rehber. Okuyunuz, okutunuz..