Merhaba kitap sever dostlarim
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde sadece bilgi vermez; zihninizdeki taşları yerinden oynatır. Gaston Gaillard’ın "Türkler ve Avrupa" kitabını kapattığımda hissettiğim tam olarak buydu. Bir Türk olarak kendi tarihimizi okumaya alışığız ama bizi "öteki" olarak gören bir dünyadan, üstelik o dünyanın içinden bir Fransız’ın kaleminden kendimizi izlemek bambaşka bir deneyimdi.
Kitabı okurken en çok şuna takıldım: Tarih, gerçekten yaşanmış olaylar silsilesi mi, yoksa güçlülerin yazdığı bir kurgu mu? Gaillard, 20. yüzyıl başındaki o puslu atmosferde, Avrupa’nın "Doğu Sorunu" adı altında yürüttüğü o büyük manipülasyonun perdesini aralıyor. Yazarın bir kaşif ve devlet adamı olması, olaylara sadece bir tarihçi gibi değil, bir stratejist gibi bakmasını sağlamış.
Okurken bazen kızdım, bazen "işte bu" dedim, bazen de bilmediğim gerçeklerle yüzleşmenin şaşkınlığını yaşadım. Özellikle Osmanlı’nın son demleri ve Cumhuriyet’in doğum sancılarını bir yabancının objektifinden izlemek, bugünkü Türkiye’yi anlamak adına bana çok daha geniş bir perspektif sundu.
Kitabın en vurucu yanı, Ermeni meselesinden Sevr Antlaşması’na kadar pek çok tartışmalı konuyu akademik bir dilden ziyade, o dönemin ruhunu yansıtan belgeler ve mektuplarla harmanlaması. Akademik bir metin kadar derin ama bir roman kadar akıcı bir dili var. Özellikle Batı’nın kendi çıkarları uğruna Türkleri nasıl "barbar" gibi göstermeye çalıştığını ve bu algı operasyonlarının tarih yazımını nasıl zehirlediğini görmek benim için tam bir farkındalık anıydı.
Gaillard, bize ayna tutuyor ve o aynada gördüğümüz gerçekler bazen canımızı yaksa da bizi çok daha güçlü bir perspektife ulaştırıyor.
Geçmişini tanımayan toplumların, aynı hataları "kader" sanmaya mahkûm olduğunu bir kez daha hatırlatan bu şaheseri mutlaka listenize ekleyin.
@kanonkitap
Semra
#gastongaillard
#türklerveavrupa
#engelsizokurlaokuyoruz
#mertvedurununannesininkitaplari
#mertveduruileokumazamani