·300 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Aralık 2025 15:21 Yakin zamanda kurgu disi kitaplarla birlikte, Emrah Safa Gurkan’in dedigi gibi hayattaki gri noktalarin biraz daha farkina varabilmek icin ve zihnimi dinlendirmek, bir yandan da farkli yetiler kazanmak icin ayni anda roman okurken bu kitabi okudum. Elif Safak’in Kibris’ta gecen, sonu “gercekten guzel bitti mi yoksa bu biraz yoruma mi acik?” diye dusunduren bir ask hikayesinin anlatildigi Kayip Agaclar Adasi ile birlikte okudum. Biri duygu dunyami zorlayan, digeri ise dunyaya daha sogukkanli ve analitik bakmam gerekebilecegini hatirlatan iki ayri yolculuk oldu benim icin.
Stephen D. King’in Kuresellesmenin Sonu kitabi, bana sadece ekonomik bir analiz sunmadi; bugun yasadigimiz dunyanin neden bu kadar kirilgan, bu kadar gerilimli ve bu kadar belirsizlik dolu oldugunu daha iyi anlamami sagladi. Kitabinda ileri surdugu iddialarin bir kisimini ozellikle altini cizerek okudum; cunku bunlar gercekten “meselenin kalbi” gibi.
Yazar, once su gercegi yuzumuze vuruyor: kuresellesme geri donulmez bir kader degil. Tarih boyunca devletler, guc dengeleri ve teknolojik gelismeler nasil degisti ise, bugun bildigimiz kuresel duzen de bir gunde tersine donebilir. Bunun arkasinda hem teknoloji var, hem de insan dogasinin asla tamamen rasyonel olmayan yapisi. Keynes’in bahsettigi “animal spirits” dediği o icsel guc, umit, korku, panik ve bazen kontrolsuz cesaret; ekonomiyi ve siyaseti hala derinden sekillendiriyor.
Kitap en cok sunu ogretiyor: kuresellesme kazananlari kadar kaybedenleri de olan bir surec. Uluslar arasindaki esitsizlik azalirken ulkelerin kendi icindeki esitsizliklerin artmasi, insanlarda “birileri kazanirken biz neden ayni seyleri yasamiyoruz?” hissini doguruyor. Bu da Brexit gibi siyasal kirilmalarin, uzmanlara olan guven kaybinin, “sagduyu mu bilgi mi?” carpismasinin alt yapisini olusturuyor.
Beni en fazla etkileyen bolumlerden biri Asya’nin yukselisi oldu. Otoriter ya da demokratik olmasi fark etmeksizin, insan sermayesini ciddi sekilde gelistirmis ulkelerin uzun vadede nasil guclu pozisyonlar yakaladigini gormek, bugun dunyanin neden daha cok Asya merkezli konusuldugunu cok net anlatiyor. Buna karsin yaslanan Avrupa, nufusunu kaybeden geleneksel guc merkezleri ve 2100’e dogru tamamen baska bir demografik resim… Kitap bunu rakamlarla, sogukkanli ama bir o kadar da ciddiye alinmasi gereken bir dille anlatiyor.
Teknoloji konusunda da romantik bir iyimserlik yok kitapta. Teknoloji bizi birbirimize yakinlastirdigi kadar daha da kutuplastirabilir, daha kapali toplumlara donusturebilir diyor. “Mesafeler degismedi ama teknoloji dunyayi kuculdu gibi hissettirdi” cümlesi beni cok etkiledi. Bu yakinlasma yeni firsatlar kadar yeni gerilimler de doguruyor.
Finansal duzende ise yazar cok net: ulkesel cikarlari korumak icin getirilen cok sert kurallar bazen kuresel finans sistemini zayiflatiyor. Ulusal fayda ile kuresel istikrar arasinda giderek acilan bir makas var ve bu makas yeni krizlere gebe.
Ozetle bu kitap, sadece “kuresellesme bitiyor mu?” sorusuna cevap aramiyor; “bitiyorsa yerine ne gelecek?” sorusunu da zihnimin orta yerine koyuyor. Kimi bolumlerde yoruldum ama her yorulusta biraz daha derinlestigimi hissettim. Benim icin ogretici, dusundurucu ve icinden ders cikarilacak cok fazla katmani olan bir okuma deneyimi oldu.