Bu kadar potansiyeli olan bir hikâyenin, hatta bir serinin sonu nasıl böyle olabilir? Okurken başları inanılmaz derecede sıkıcıydı. Yani açıkçası, başları diğer bölümlere göre daha iyiydi aslında.
Tris’in yaşadığı şehrin bir deney olduğu ortaya çıkıyor. (Gerçi bunu bir önceki kitapta öğreniyorduk.) Tris, Tobias, Peter, Caleb ve Christina ile “dışarıya” çıkıp “dışarıdaki” insanları arıyorlar. Zaten “dışarıdakiler” onları gözetlediği için grubumuzu hemen alıyorlar. Meğer uyumsuz dediklerimiz saf genlermiş. Dünyadaki birçok insanın genetiği bozulduğu için, deneylerle saf gene ulaşmaya ve bunu çoğaltmaya çalışıyorlarmış. Tobias aslında uyumsuz değilmiş; ama o yönde bulgular veriyormuş.
“Allah’ım, imdat!” diye çığlık atacaktım okurken.
Bir de yazar son kitabı, bir Tobias’a bir Tris’e geçerek yazmış. Yani, sonu düşünüldüğünde bu çok mantıklı ama başta okumama hiç yardımcı olmadı. Çünkü ilk iki kitapta böyle bir anlatım olmadığı için buna uyum sağlayamadım.
Sonunda Tris’in ölmesi ve Chicago’nun (Tris’in şehri) bağımsız bir şehir hâline gelmesi beni şaşırttı. Özellikle Tris’in ölmesini hiç beklemiyordum. Finalde Tobias ile birlikte olmaları hoş olabilirdi. Ama son kitabın geneline bakınca, yine de iyi bir son yazılmıştı.
Bilmiyorum… Uyumsuzların saf gen olması fikri kafama pek yatmadı. İnsanların genetik bozukluklarının yalnızca daha vahşi, suça yatkın vb. olmaları bana inanılmaz sığ geldi. Ya da beklentim bu yönde olmadığı için doymuş hissetmedim.
Emin değilim.
Yine de bu son beni o kadar da tatmin etmedi.