Yaşar Kemal öyle bir beyin ki İnce Memed'in yalnızca bu ilk cildi bile parçalara bölünse rahatlıkla 3-4 roman çıkartılabilir ortaya. Yaklaşık 2000 sayfalık tek bir roman olduğunu düşünürsek...:)
İnce Memed, ağalık sistemine, emeğin sömürülmesine, güçlünün semirdikçe zayıfın ezilmesine dünya edebiyatının en güzel başkaldırılardan birisi bence. (Henüz diğer üç cildi okumamış olmama rağmen çok net görülüyor bu.) Bunu yalın,sade, nokta atışı bir anlatımın yanında, henüz ilk bölümden başlayarak çok güzel bir 'çakırdikeni' metaforu üzerinden de yapıyor. Çakırdikeni gerçekten de teninize battığında ağlatan, yazarın da deyimiyle 'yandım anam' çektiren, lanet bir bitki. Onun yanında gül dikeni masaj gibi gelir bedeninize. :) (Bilmeyenler için Google görseller:))
366. Sayfada "Çukurova köylüsü çakırdikenliği ne bilsin? Ne mene bir beladır, ne bilsin!" diyor Yaşar Kemal. Çukurova'nın düz arazilerinde ne dağ köylerindeki ağalık sistemi vardır ne de oralardaki köylüye kök söktüren bu lanet bitki. Çukurova'da tarım hem kolaydır hem de köylü kendi ektiğini kendisi biçer, kendisi yer. Değirmenoluk gibi dağ köylerinde ise köyün parazit ağası keyfine göre mahsulün 3/4 ünü veya 2/3 sini kendine alır. Tüm çileyi çeken köylüye ise kalır bir avuç buğday. Köylü kışın ortasında aç kalır, ineğini danasını ağaya satar, borçlanır. Ağanın avuçları arasında ölmez ama adına yaşamak da denmez bu çile döngüsünün. İşte Yaşar Kemal 'bilmez' diyor, 'yaşamayan bilmez bu nasıl lanet bir dikendir, bu nasıl çarpık bir sistemdir!'
İşçiyi de ihmal etmiyor bu arada. Sömürenin sadece ağa, sömürülenin de yalnızca ırgat olmadığını da hatırlatıyor. İşveren bağır çağır azarlarken boynu bükük çocuklar gibi mazlum duran işçileri görüyor İnce Memed, ve "Meğer burada da ağalar varmış!" diyor. (Şu an bile hangimiz sömürülmediğimizi iddia edebiliriz gerçi, hangimizin sırtımızdan geçinen bir ağası yok ki?:))
İnce Memed'in çakırdikenli tarlaları ateşe vermesiyle de "Yanan çakırdikeninden çığlıklar geliyordu. Ateşin önünde kuş gibi ötüyordu dikenlik." diyerek dünyanın tüm "ağalarına" göz kırpıyor Yaşar Kemal. "O kanını emdiğiniz ırgat gün gelecek o tosun gibi semiren azgın bedenlerinizi cayır cayır yakacak!" diyor adeta bu satırlarla.
Yine başka bir yerde ağalık çarkının maşası olmuş Asım Çavuş'a "Sizin hepiniz birer İnce Memedsiniz. Allah size fırsat vermesin!" dedirterek tüm sömürülenlere güçlü bir selam çakıyor üstat. Tüm umudunu Memed'e bağlayan köylüye "Hepiniz birer İnce Memed olun, kurtarıcı beklemek yerine kendi kendinizi kurtarın!" diyor.
Korkak, cahil, sindirilmiş köylünün iki yüzlülüğünün ve hemen çark edebileceğinin de çok farkında Yaşar Kemal. Ağa öldü zanneden köylü Memed'e methiyeler düzerken bir anda gelen 'ağa ölmemiş' haberiyle hemen sırtını dönüyor aynı köylü aynı Memed'e.
Eh, karakterlerine büyük bir romanın henüz ilk çeyreğinde bile bu kadar şey söyleten adamın yıllarını hapislerle, sürgünlerle, kovuşturmalarla geçirmesi bizi tabii ki şaşırtmıyor. Tekere çomak sokan, her zaman kovalanır.
İnce Memed Çukurova'nın; Yaşar Kemal de Anadolu'nun Max'ı, Engels'idir. İyi ki ikisi de var olmuş!
Keyifli okumalar.:)