Puan vermedi·760 syf.····Okunma: 23 Aralık 2025 21:39 İkinci cinsiyet kitabı, basitçe özetleyecek olursak Simone De Beauvoir’ın kadınların “ikinci” cinsiyet olmasına sebeb olan unsurları incelediği oldukça yoğun ve derin bir bilgi birikimi barındıran iki ciltten oluşan eseridir. Fransızcası “le deuxieme sexe” ki Simone de Beauvoir Fransız asıllı olup ana dili fransızcadır. Kitaba geçmeden önce Sİmone De Beauvoir’in bir varoluşçu olduğunu ve feminizmi daha doğrusu “kadının durumunu” varoluşçu felsefe ışığı altında incelediğini söyleyebiliriz.
Birinci ciltte kadının toplumla beraber evrimini ilk çağlardan günümüze kadarki sürecini tarihsel, biyolojik olarak incelediğini görüyoruz. En son bölümde ise efsaneler başlığı altında “kadın” a yüklenen anlamlar ve bunun edebiyata yansımalarına değiniliyor.
Simone’a göre kadınlar biyolojik yapılarından(doğurma işlevi, kas kütlesinin azlığı vb.) dolayı türün kurbanı olmuş ve erkekler tarafından “başka” olmaya mahkum edilmiştir. Günümüzde asıl özne olan erkektir ve kadın ancak başka olarak kendini var edebilir. Toplum kadının özgürleşmesini istememektedir çünkü türün devam etmesi ve aile kurumunun kadınların boyun eğmesi ile sürdürülmesi gerekmektedir. Bunların yanı sıra her insanda var olan egemenlik - güç istenci erkekler için kadınlar araclığıyla daha kolay elde edilmektedir. “Hakiki kadın” söyleminin gerçek olmayan ütopik hayali bir kadın olduğunu ve gerçek kadınların etten kemikten bir özne olduğunu vurguluyor. Burda özellikle vurgulanması gereken kısım kadının da bir insan olduğu, etten kemikten olduğu, arzuları hayalleri olduğu, güç istencine sahip olduğu en önemlisi de kendini gerçekleştirmek istediği, özgür olmak istediği kısım. Hegel’in “mitsein” kavramıyla beraber ele alınması gereken bir özgürlük anlayışı var Simone’un.
İkinci kitapta ise olgusallıktan bir nebze olsun ayrılıp hayatın içinden örneklerle kadının çocukluk, ergenlik, evililik , annelik durumlarını irdelediğini görüyoruz. Kadın doğulmaz kadın olunur sözünü her anlamda anladığımız çıkarımlarıyla “kadın” kavramının toplum ürünü olduğunu ve kadınların çeşitli hezeyanlarının, cinsel, akıl ve ruh sorunlarının temelinde bu baskılayarak, yapay bir şekilde oluşturulmuş en nihayetinde insan olmaya aykırı olan cinsiyet durumunu gözler önüne seriyor.
Kitabı sadece feminizm kitabı olarak görmek çok yanlış olur. Felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi birçok bilimden yararlanılmış yoğunluğu ile size birçok şey katan bir kitap.
Bu kitap 20.yüzyılda yazıldı ve doğal olarak o zamanki koşulları değerlendiriyor ve şimdi bir asır sonrasının zamanını yaşadığımız günümüzde kadının durumu da değişti. Tarihsel köleliğimizi göz önünde bulundurduğumuzda evrensel olarak (halen dinlerin etkisi altında olan toplumlar dışında) çeşitli imkanlara sahip olduğumuz zamanlarımızı yaşıyoruz . Eğitim hakkımız ve en önemlisi “başka” olmadan kendimizi gerçekleştirme fırsatımız varken bunu en güzel şekilde değerlendirmeye bakalım.