Zülfü Livaneli’nin Engereğin Gözü adlı romanı, tarihsel bir anlatının ötesine geçerek iktidarın insan ruhu üzerindeki etkisini psikolojik ve felsefi bir bakışla ele alır. Eser, Osmanlı sarayında bir haremağasının gözünden anlatılırken, okur iktidara en yakın ama aynı zamanda en güçsüz konumda bulunan bir karakterin iç dünyasına tanıklık eder.
Romanın merkezinde, gücün insanı nasıl dönüştürdüğü, korku, itaat ve hırsın bireyin ahlaki sınırlarını nasıl belirsizleştirdiği yer alır. “Engereğin gözü” metaforu, iktidarın büyüleyici ve felç edici doğasını simgelerken, bireyin özgür iradesini ne ölçüde koruyabildiği sorusunu gündeme getirir. Livaneli, bu yönüyle okuru yalnızca geçmişi değil, insan doğasını ve iktidar–ahlak ilişkisini sorgulamaya davet eder.