Javier Marías’nın Berta Isla adlı romanı, derin bir sessizlikle ilerleyen bir anlatı. Casusluk ve kimlik gibi temalar romanın zeminini oluşturuyor ancak asıl anlatılan şey belirsizliğin gündelik hayata sızma biçimi. Marías, bizi hızlı bir olay örgüsünden ziyade zamanın yavaş ve yıpratıcı akışıyla yüzleştiriyor.
Roman; evlilik, sadakat ve bireyin kontrol edemediği koşullar karşısındaki duruşunu merkeze alıyor. Anlatı, beklemenin pasif bir durum olmadığını gösteriyor bize; bilmeden yaşamak, cevap alamamak ve buna rağmen hayatı sürdürmek zorunda olmak romanın temel duygusunu oluşturuyor. Bu bekleyiş ne romantize ediliyor ne de yüceltiliyor aksine insanı sessizce dönüştüren yıpratıcı bir süreç olarak ele alınıyor.
Romanda anlatılanlar tek bir duyguda sabitlenmiyor. Bekleyiş kadar suskunluk da önemli bir parça. Marías, karakterlerini de açıklamıyor. Karakterleri, kendilerinde eksilttikleri şeyler üzerinden olaylarla anlatıyor. Bu yaklaşım, romanı tek taraflı bir hikâye olmaktan çıkarıyor ve bize farklı duygusal okumalar yapma alanı açıyor.
Yazarın dili sade ama çok yoğun bir düşünsel derinlik taşıyor. Uzun cümleler, tekrarlar ve iç içe geçen düşünceler romanın ritmini oluşturuyor. Bu tarz bir dile alışkın olmayanlara yorucu gelebilir, zaman zaman konudan kopmalara yol açabilir.
Romanın sonlarına doğru bazı sayfalarda hızlanmak istemedim; çünkü bekleyişin ağırlığı beni de etkisi altına almıştı. :) Kitap bittiğinde içimde kalan duygu büyük bir sarsıntıdan çok, yavaşça yerleşen kabullenilmiş bir hüzündü. Roman bitince ister istemez şunu düşündüm: Kontrol edemediğimiz bir hayatın içinde en çok kim yıpranır? Cevap bana göre net değil çünkü Marías, mağduriyetin tek bir yüzü olmadığını hissettirdi bana. Hem Berta hem de Tomás tarafından.
Berta IslaJavier Marias